Televizyon Reklamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Televizyon Reklamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2008 Cumartesi

Huggies… Vazgeçilmez Çocuk Bezi


Huggies… Vazgeçilmez Çocuk Bezi

Bir markayı diğerlerinden ayıran en büyük özellik; tüketicinin zihninde, onu rakiplerinden ayıracak, farklı konumda tutacak bir iz bırakmaktır. Örneğin şuan gündemde olan Huggies de bu tezimizin içinde olacak örneklerden biri. Kampanyası devam ettiği için de en günceli. Özellikle bu ürünün tanıtımında rol alan küçük çocuğun çaresiz kaldığı andaki yüz ifadesi, şaşkınlığı ve sonrasında bulduğu çözüm, kampanya temasına ve başarısına çok şey katmış. Reklam; vermesi gereken mesajı, özellikle küçük çocuğun başarılı ve mizahi davranış biçimleriyle gereği kadar verebilmiş. Bu reklamı izleyen herkes hiç zorlanmadan, üstelik mizahi bir donatılmışlıkla mesajı alabilir, yaşamında hayata geçirebilir.

Bu kampanya çalışmasından dolayı Huggies’i, ajansını ve elbette ki küçük oyuncuyu tebrik ediyoruz.

Carrefour Gerçek Tazelik...

Carrefour Gerçek Tazelik...

Günümüzde, gıda, giyim, eğlence ve teknolojinin buluştuğu yer olan alışveriş merkezleri yaşamımızın vazgeçilmez tutkusu haline geldi. İşte bunlardan biri olan Carrefour, kalitesi ve pazardaki payında gösterdiği başarıyı TV reklamlarında da bize yansıtıyor. En son gösterimde olan reklamında elma bahçesiyle gıda ürünlerinde tazeliğe verdiği önemi ön plana çıkarmı.

Ayrıca reklamdaki kadının elmaların ağaçta olmasına rağmen 'bunlar taze mi? diye sorması reklama mizahi bir hava katmış. Carreforu ve ajansını bu başarılı çalışmadan dolayı tebrik ediyoruz.. Başarılarının devamını diliyoruz..

Magnum Kışkırtıcı..


Magnum Kışkırtıcı..

Havaların ısınmasıyla beraber dondurma reklamlarında artış gözlenmeye başladı. Birçoğu ürünlerinde sundukları kaliteyi tv reklamlarına taşımaya devam ederken kimileride standartlarından vazgeçmeye pek niyetli değiller. Örneğin son dönemlerdeki Magnum TV reklamı beni şaşırtmaya halanda devam ediyor. Piyasadaki dondurmaların en üst seviyelerinde bir profili olmasına rağmen ekranlardaki basitliğine anlam veremiyorum. Hatırlamak gerekirse, reklamda seksi ve güzel bir bayanın kışkırtıcı ve peşinden sürükleyici diyerek bir şeylerin peşinden gittiğini ve sonrasında gördüğü cinseliçerikli manzarının ardından koltuğa oturup dondurmayı yediğini görüyoruz.

Şunu söylemek gerekirse özellikle yaz aylarında daha çok dışarıda tükettiğimiz bu ürünü kapalı bir ortamda nasıl yenilebileceğini anladıkda peki ya dışarıda.......

Cinselliğin ön planda tutulduğu Magnum TV reklamında tüketicinin zihninde nasıl bir iz bırakmayı düşündüklerini merak ettim doğrusu... Ayrıca daha derinlemesine baktığımızda kadınları küçük düşürücü bir anlamda taşımaktadır....

Bence Magnum pazardaki mevcut iyi durumunu, kalitesinde gösterdiği titizliği, gerçekleşleştirdiği bu TV reklamında bizlere gösteremedi. Yazın yaklaştığı şu dönemlerde serinleme hissini ön planda tutan reklam mesajıyla piyasaya merhaba demek daha doğru olurdu. Magnum’un kalitesinde gösterdiği başarıyı TVreklamlarında da göstermesini temenni ediyoruz....

Hyundai Accent… En mutlu olduğunuz yer

Hyundai Accent… En mutlu olduğunuz yer

Malum yaz yaklaşırken, otomobil reklamlarında da gözle görülür bir artış var. Bunlardan biri de Hyundai Accent. Bir aile sofrada iken, küçük çocukları arka planda ve yerde “baba baba” sesleri çıkarıyor. Bunun üzerine baba, anne ve çocuk apar topar arabalarına koşuyorlar ve arabanın içinde sevinç çığlıkları atıyorlar. Bir başka prodüksiyonda ise patronun yanına giden kişi, patronunun ağzından Pazarlama Müdürü olduğunu öğreniyor. Hiç tepkivermeden arabasına gidiyor ve arabasının içinde sevinç çığlıkları atıyor. Bu arabanın markası

Hyundai Accent. Kampanya sloganı da “En mutlu olduğunuz yer” cümlesinde odaklaşıyor.

Burada aklımıza gelen şey şu: Biz sevinçlerimizi yaşayabileceğimiz, mutlu olduğumuz bir yer mi arıyoruz yoksa bir araba mı? Arabaysa, onun teknik yapısı, görünümü sürüş kolaylığı hatta ödeme koşulları beni ilgilendiriyor. En mutlu olduğunuz yer ise, bu reklamın illüzyon tarafı.

Hyundai Accent reklamı, arabayı satın almak için bizi pek ikna edemedi.

20 Mayıs 2008 Salı

G.İ.T.T ( Güzel İnsan Taşıma Taşıtı )


Opet’le 2006 yılı sonuna kadar sponsorluk anlaşması imzalayan Cem Yılmaz’ın oynadığı, GİTT (Güzel İnsan Taşıma Taşıtı) projesinin açılış filmi yayına girdi. Yayınlanan 3 adet teaser’ın ardından ekranlara gelen bu film, izleyicilerle kahramanları tanıştırıyor. 80’li yıllardan esintiler taşıyan projenin bu ilk filminde baş rolleri, dahi bir otomobil tamircisi olan Mike (Cem Yılmaz) ile üstün teknolojik özelliklere ve konuşma yeteneğine sahip arabası GİTT paylaşıyor. Medina Turgul DDB tarafından yürütülen kampanyanın senaryoları Cem Yılmaz tarafından yazılmış. Filmde kullanılan 1975 model Murat 124’ün GİTT’e dönüşmesi, Opet Drag Race arabalarını hazırlayan teknik ekip tarafından 24 günde tamamlanmış.

Kampanya Künyesi :
Reklamveren: OPET
Reklam Ajansı: Medina Turgul DDB
Müşteri İlişkileri Grubu: Ali Özbora, Ekim Aytaç
Ajans Prodüktörü: Gülengül Arlıel
Yapım Şirketi: Film Park
Yönetmen: Bahadır Karataş

Söz konusu ‘’ Cem Yılmaz ve Reklam Filmleri ‘’ olunca ortalık karışıyor. Reklamlarda ünlü kullanımı, kullanılan ünlünün markanın önüne geçip - geçmediği hep tartışılır oluyor. Aslına bakılırsa bunların olması da çok normaldir. Çünkü tek yönlü bir düşünce ne yazık ki böyle bir kavramda ilgi çekici hale geliyor. Kampanya’nın genelinde bir detaycılık var. Detaylarla uzun süre uğraşılmış. Yok efendim senaryosu Cem Yılmaz tarafından yazılmış mış..O bahsedilen Cem Yılmaz’ın bir pazarlama şeklidir. Tabi bu durum, üstün yeteneklerini, başarılı şekilde somutlayan taktir ettiğimiz bir insan olması gerçeğini değiştirmez. Geçelim bu tartışmaları, konumuza odaklanalım.
‘’ Batının malzemelerini Türk kültürüne adapte etmek ‘’ durumları bazılarınca sıkıcı hale gelmiş olsa da bizi güldürmekten alı koymaz. Bu durumda ‘’ detaycılık ‘’ kavramı hakimiyetini gösterir. Her karenin kopyala yapıştır tarzında işlenişine hayran kalıp, kahkahalara boğuluruz. Otomobilin aniden ‘’ Düğün moduna ‘’ geçmesi buna bir örnektir. Reklamı her izleyişinizde farklı şeyleri farkeder, bulmaca gibi dikkatlice reklam filmine odaklanırsınız. Dikkatlice filmi izlerken, tanıtılan ürün yavaş yavaş algılanmaya başlar ve artık ne Cem Yılmaz kalmıştır ne de ince işlenmiş detaylar. Artık Markamız önümüzdedir. Reklam filmini algıladık artık ve ona bir isim koyduk. ‘’ Şu Cem Yılmaz’ın oynadığı OPET reklamı varya ‘’ … farkettiniz mi bilmiyorum ama artık kahkaha attığımız reklam filminin bir başlığı var. Artık rahatız… Şimdi Cem Yılmaz ve detayları anlatıp ‘’ Fısıltı Gazetesi ‘’ yaratabiliriz. Her izlediğimizde kahkahalara boğuluruz.

Bir adam, bir araba, bir akaryakıt devri

Slogan açık açık efsaneyi anlatıyor. Kurtuluşu haykırıyor. Dünya’yı kurtaran adam imajında tüm gizemiyle sergileniyor. Bir arkadaşım ‘’ ne arabası kardeşim, otomobil demelilerdi ! ‘’ diye çıkışmıştı. Düşününce, Otomobilin; motorla işleyen vasıta tanımı biraz daha mantıklı geliyor. Bu sadece bir ayrıntı tabiki…
Birinci teaser’da merak uyandıran bir havada müziğimiz devreye giriyor. Şaşkın gözlerle bakmamız sağlanıyor ve bir anda uyanış ! Opet logosu ve özel efektli bir ses…
İkinci teaser’da artık dialog başlıyor. Birinci teaserda bitiş sahnesinde kullanılan ses efekti artık anlamlı hale geliyor. O ses, GİTT ‘in sesi diyoruz. Konuşma sırasında ‘’ teaser diye mi yemiyorsun ? ‘’ sorusu ise, bizleri iyice meraklandırıp, mizahi bir dilde asıl anlatılmak istenilene bizi yöneltiyor.
Üçüncü teaser’da artık üstüne basa basa reklam başlıyor, hazır olun mesajları veriliyor. ‘’ Merak uyandırma kapat şu ışığını GİTT ‘’ sözleride bunu kanıtlıyor.
Evet.. sonunda reklam filmimize geldik…
Keyifle izledik, güldük, beğendik.
Tebrik ederiz…

18 Mayıs 2008 Pazar

70 milyonun bildiği sır değildir!

Kurtlar vadisi ve Siemens

Link McCann Erickson’un Siemens CX75 için yarattığı, Kurtlar Vadisi kahramanlarının rol aldığı reklam kampanyası 5 filmden oluşuyor. Dizinin konusu itibariyle, filmlerde dengeye çok özen gösterilmiş. Kurtlar Vadisi kahramanları neredeyse dizide ne yapıyorlarsa reklamda da onu yapıyorlar. Tek fark, bu sefer kendi dünyalarının içine halktan, sıradan insanların da dahil olması. Böylece Kurtlar Vadisi’nin karizması zedelenmeden, reklam filmlerine durum komedisi unsurları da eklenmiş.

Kampanya Künyesi :
Reklamveren: Siemens
Reklam Ajansı: Link McCann Erickson
Yaratıcı Grup: Murat Işık, Deniz Akyıldız
Ajans Prodüktörü: Senem Sayıner
Yapım Şirketi: İFR
Yönetmen: Murat Işık, Özer Feyzioğlu
Müzik: Jjingle Mingle / Mert Tünay

Ali’nin karnı acıktı !

Milupa Organik

Ali bebeğin karnı acıkıyor; Milupa ve tabiat Ali bebek için çalışıyor…Türkiye’de ve dünyada Ogilvy&Mather’la çalışan Milupa, Türkiye’nin “tek” organik kavanoz mamasını sımsıcak bir lansman filmiyle duyuruyor.
Filmde Ali bebek acıkınca, annesi de tarlalara doğru sesleniyor: “Ali’nin karnı acıktııı!” Annenin sesi elma bahçelerinden, bezelye ve domates tarlalarından geçiyor, Milupa ve tabiat çalışmaya başlıyor. Milupa, Ali bebeğe ulaşıyor…“Organik” Türkiye’de birçoğumuz için yeni bir kavram. Ancak film, organik sözcüğünü ilk defa duyanlar için bile, kendini net ve keyifli bir şekilde anlatıyor. Milupa’nın, bebekleri tabiattan aldığı güçle büyüttüğü vurgulanıyor.

Kampanya Künyesi :
Reklamveren: Numil A.Ş
Reklamveren Yetkilisi: Gamze Emre, Begüm Tekin, Tuba Akan
Reklam Ajansı: Ogilvy&Mather İstanbul
Yaratıcı Grup: Tibet Sanlıman, Hami Kural, Altuğ Küçük, Iraz Şensöz
Müşteri İlişkileri Grubu: Füsun Akay, Esra İşgören
Stratejik Planlama: Yusuf Muslubaş, Pelin Aydın
Ajans Prodüktörü: Onur Mis Kafadar, Okan Cezayirli, Gamze Bayındır
Yapım Şirketi: PTT
Yönetmen: Blender
Müzik: Fırat Yükselir

Türkiye Enerjisini Bizden Alıyor

Aygaz

Aygaz’ın “Türkiye Enerjisini Bizden Alıyor” temalı reklam kampanyasında ünlü sinema sanatçısı Şener Şen rol alıyor. Şen’in usta oyunculuğundan olsa gerek, reklam filmine “star” kokusu hakim olmuyor. Markaya odaklanılıyor ve istenilen mesajın verilmesi bekleniyor. Reklam filmi 4 farklı mekanda geçiyor. Şener Şen, reklam filminde duvarlardan geçebilen ve Aygaz’ın enerjisini yansıtan görünmez bir karakter olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Geçen sene marka kimliğini yenileyen Aygaz’ın yeni reklam kampanyasında Aygaz, ailenin bir parçası olarak konumlandırılmış. Aygaz artık bizim hayatımızın bir parçası. Filmde Türkiye’de milyonlarca ailenin tercihinin Aygaz olduğu “Türkiye Enerjisini Bizden Alıyor” sloganı ile vurgulanmış.

Kampanya Künyesi :
Reklam Ajansı: Y&R/Reklamevi
Reklamveren: Aygaz
Ürün: Aygaz tüplügaz
Yaratıcı Grup: Memed Erdener, Barış Akbaş, Onur Aynagöz, Ayça Çavaş, Baran Güneş, Rauf Olcay
Müşteri İlişkileri Grubu: Anet Tokatlıoğlu
Marka Yöneticisi: Burcu Kurtuluş
Yönetmen: Ummur Turagay
Müzik: Ömer Ahunbay

Bir Bonus Mucizesi

Bonus Card reklamları, ünlülerle el ele yoluna devam etmekte, ve bu durumdan son derece memnunlar. PR çalışmalarının en hızlı ve başarılı yapıldığını düşündüğüm, bonus card ‘ın fazla denenmemiş bir tarzı var. Kampanyalarının tanıtımın da tek yönlü düşünmeden, hedef kitleyi ünlülerle vuruyorlar. Türkiye genelinde magazin programları ve ünlülerin yaşamları konusunda bir çok tv programı ön bilgileri ve ayrıntıları kamuoyunun önüne sunuyor, garanti bankası da bu duruma senaryolaştırıp, kampanya çalışmalarına başlıyor diyebiliriz. Dikkat edilen en ince nokta, son zamanlar da reklam kampanyalarında bir yerine iki ünlü kullanıyor olmalarıdır. Kadir İnanır - Ayşe Arman, Deniz Akkaya - Aysel Gürel gibi. Tv reklamlarının devamı olan bu basın reklamı renkleri ve kurgusuyla son derece başarılı. Türkiye’de kıvırçık saç yerine ‘’ Bonus kafa ‘’ kullanımını dilimize sokan yaratıcı ekip, pembe pembe başarılarını devam ettirmiş. ‘’ Bu kadar mı bonus birikir'’ sloganıyla farklılıklarını belli ediyorlar.

Exi26 - Gençler ve Banka

Exi26 ‘ da ne sorusunun cevabı basit, onlar sadece 26 yaş altı gençlere bankacılık hizmeti sunuyorlar. Amaç belli, bankacılıkla yeni tanışan gençlere, yakınlaşmak, onların finansal problemlerine çözüm bulmak ve belki de gençlerin değer verdikleri markalardan biri olmak. Çünkü gençler bankacılığa çok uzak; banka da gençlerin dünyasına çok uzak. Bu ikili birbirleriden farklı diller kullanıyorlar. Bankacılık terimleri, gençler için sadece birer bilinmez. Gençler enerjik, dinamik mesajlar verirken, bankalar soğuk ve disiplinli hatta biraz da sıkıcılar. Böyle bir sorun için en iyi çözüm bulunmuş ve gençlerin dilinden ve tarzından konuşulmuş.
Gençlerin var olduğu her yer gayet başarılı belirlenmiş. Sonuç olarak ‘ 26 yaş altındakiler için sıcak bankacılık ortamları ‘’ kavramı ortaya çıkmış. Mecra kullanımı özenle seçilmiş. Daha ne diyelim… Tebrikler.

Exi26 akbank

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Relax Çiğne, Sakinle !

Araştırmalara göre tüketicilerin çoğu, neden sakız çiğnersiniz ? sorusuna ‘’ sakinleşmek ve sinirleri yatıştırmak için çiğnerim ‘’ cevabını vermiş. Belli ki Relax markası da tüketicelerden gelen bu cevabı dikkate alıp, harekete geçmiş. Sakız çiğneyerek bizleri sakinleştirmeye yoğunlaşıp ve bunu yaparken de reklamarında içerikten ziyade mecra kullanımına önem vermişler. Peki ama bunu nasıl yaptılar ?
Öncelikle ‘’ RELAX ‘’ kelimesinin önemini ve marka değerinin bilincinde olan bir tüketiciye hizmet verdiklerini biliyorlardı ve buna göre hareket etmeyi amaç edindiler. Sonra insanların sinirlendikleri anları yakalayıp, mesajı marka ile birleştirdiler. Mesajımız çok açık. Relax, günlük hayatımızda bizi sinirlendiren ve yoran detaylardan uzak durmamızı, hayatın tadını çıkarmamızı istiyor.
Sıra geldi mecra kullanımına. Yerli Tv dizilerinde belli karakterler için senaryo genelinde özel olarak kurgulanmış bir alt bant reklam uygulaması kullanıyorlar. Bu çalışmayı son derece başarılı yapıyorlar ve seyir halindeki hedef kitleye doğrudan ulaşıyorlar. Örnek olarak Avrupa yakası adlı dizide Ata Demirer’in canlandırdığı Volkan karakterinin, senaryoya göre sinirlendiği anlarda ekranın altında ‘’ Relax Çiğne, Sakinle ‘’ alt bandı ile mesaj veriliyor.

Alt bant uygulanan 6 yerli dizi :
Kurtlar Vadisi, Avrupa Yakası, Büyük Yalan, Çat Kapı, Haziran Gecesi, Ekmek Teknesi

Son derece başarılı bir fikir ve uygulama olduğu ortadadır. Güzel Sanatlar / Saatchi & Saatchi ajansını kutlarım.

16 Mayıs 2008 Cuma

İç bi Fanta, kal Bamboocha !

bamboocha fanta
Fanta’nın global reklam kampanyası Türkiye’ nin meşrubat pazarını da (bamboocha)ladı. Bir çok ülkede hedef kitleyi ‘’ Selam, ben Jimmy humuhumu nukunuku apua bu da küçük birader ! ‘’ diye selamlayarak bamboocha felsefesinden bahseden reklam kampanyası başarıyla devam ediyor. Alışılmışın dışında karakterlerin doğa harikası mekanlardaki yaşamları; eğlenceli, komik, farklı bir tarzda tüketiciye sunuluyor. Birbirini takip eden reklamlar hedef kitleyi her seferinde birazcık daha sonuca yaklaştırıyor. Görsel mesajların yanında belden aşağı espriler de kampanyanın genişliğini kanıtlıyor. Böylece bamboocha felsefesi dallanıp budaklanıyor ve kendini iyice tanıtan ve sonucunda başarılı bir satış grafiği bekleyen global bir kampanya olduğunu gözler önüne seriyor. Bu da Fanta’nın marka imaji her geçen gün daha da kuvvetleniyor.

Bamboocha kampanyasının diğer ülkelerdeki durumuna göz atmak için aşağıdaki adreslerden faydalanabilirsiniz. Görünüşe göre bir FANTA ADASI oluşturulacak.

Brilliant Perde - Kadir İnanır

Beyaz perde’nin dev aktörü, ağır abisi, asanı, keseni, yırtanı yani Kadir abisi…
Uzun yıllar sinema seyircisinin gönlünde taht kurmuş bir oyuncu; Kadir İnanır. Yaklaşık 3 sezondur, reklamcıların en büyük kozu haline geldi. Bir çok marka için kendi imajına ters mesajlar veren reklam filmlerinde rol almaya devam ediyor. En son brilliant markası ile karşımıza çıkarak ‘’ Yıkarım, Asarım, Yırtarım ‘’ kelimelerini, kadirizm felsefesiyle doğru orantılı, kendinden tam olarak ödün vermeyen ‘’ malı görünce ‘’ rahatlayan fakat sevecen, gözleri pırıl pırıl parlayan, heyecandan ufak çocuklar gibi bacaklarını titreterek bizlere yaşatıyor. Reklam filmi 2 karakter üzerine kuruluyor. Bunlardan biri perde pazarının devi brilliant, diğeri de beyaz perdenin devi Kadir İnanır. Brilliant perde reklamı için, ürün Kadir İnanır’ a onaylaması için gösteriliyor. Kadir abi asıyor, yıkıyor, eskileri yırtıyor ve reklam filminde oynuyor.

Reklam filmi’ nin satışlara etkisi olacak mı, marka imajına katkı sunacak mı ? gibi sorulara cevap bulmaya çalışmanın yapıcı olacağını düşünmüyorum. Kısaca artık Kadir İnanır’ ın rol aldığı reklam filmleri ‘’ işte budur ‘’ dedirten bir farklılık sunmadığı gibi, bir de tüketicinin dengesini bozup duruyor. Bunun sebebi, kısa süreli marka - ünlü ilişkilerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Örnek olarak, Profilo markasının Kadir İnanır’ ı bu kadar kısa sürede elinden kaçırması ve bir başka marka ile antlaşmasına izin vermesi olabilir. Profilo’ nun diğer reklamverenlere göre daha yaratıcı interaktif uygulamarına yazık oldu diyebilirim. Brilliant markasının da bu reklam filminden anladığım kadarıyla daha uzun süreli bir beklentisi olmayacak ve Kadir İnanır belki başka marka için yeni bir reklam kampanyasında rol alacak.

Alternatif Fikirler :

1. Donald Trump gibi bir kulaktan kulağa pazarlama uygulamasında görev alabilir. Herhangi bir deterjan markası için temizlik yapabilir.

2. Super marketler’ den alışveriş yapan, evinin alışverişini kendi yapan bir karakter olarak kullanılabilir. Belki bir advergame ya da web uygulaması ile, Migros vb. gibi online alışveriş hizmeti veren şirketlerde müşterilere kampanyalar hakkında bilgi verir. Müşteriler alacakları ürünü sepete ekledeğinde ‘’ Bravo ‘’ diyebilir.

3. Herhangi bir kozmetik markası için, cilt bakım setlerini tanıtabilir.

4. Herhangi bir kot pantolon markasının tanıtımını yapabilir.

Sizin fikriniz var mı ?

ZAP PARA - Reklam Kuşakları

Zap para logoShow TV ekranlarında yaklaşık 5 aydır reklam kuşaklarıyla ilgili bir duyuru yayınlanıyor. Zappara olarak adlandırılan duyuruda, Show Tv reklam kuşaklarını izleyenlerin değişik türde hediyeler kazanacakları açıklanıyor. Hediyelerden bir tanesi de otomobil olunca seyirci bu durumu daha ciddiye alıyor.

Peki ama nedir bu Zappara denilen şey ?

Zappara, Retro Medya Strateji ve Prodüksiyon Ltd. A.Ş. tarafından düzenlenen, Show Tv reklam kuşaklarında seyircilerin reklam seyrettikçe ödüller kazandığı bir uygulamadır. Gün boyunca Show Tv’de yayınlanan reklamlar takip edip, Zappara tanıtımını gördüğünüzde, sıradaki reklamın markasını XXXX’ye sms ile gönderiyorsunuz. 5 dakika içinde markayı doğru bilirseniz, sms ile cep telefonuza bildiri gönderiliyor. Ay boyunca en çok puan toplayan kişi başta otomobil olmak üzere sıralamaya göre hediyeler kazanıyor. Doğru bildiğiniz her marka Prime Time’da (18:30-23:30 arası) 20 puan kazandırıyor. Diğer reklam kuşaklarında ise sadece 5 puan kazanıyorsunuz.
Her mesaj 1 sms, kontörlü hatlarda ise 2 kontör ile ücretlendiriliyor.

Televizyon ekranlarının en önemli gelirini oluşturan reklam kuşaklarıdır. Reklamverenler ise, ekranda yayınlanan reklamların geri dönüşümünü detayları ile inceleyip, reklam kuşakları arasında seçimler yaparak, boş yere para harcamamaktan yanalardır. Bu sebeple öncelikle izleyicinin beğenisini çekecek, ekran başında kalmasını sağlayacak tarzda reklamlar hazırlanır. Diğer taraftan, izleyicinin reklam kuşağı ekrana geldiğinde başka kanala kaçmaması için türlü türlü yollar denenir. Kısaca özetlersek böyle bir sonuç çıkıyor.

Bu noktada şöyle bir soru aklıma geliyor: Show TV’nin reklam kuşaklarını seyreden izleyicilerine zappara uygulaması ile vereceğini vaat ettiği hediyeleri, kendi cebinden mi yoksa reklamverenlerin bütçesinden mi karşılıyor? Diğer yandan rakip kanallara da sıçramasının an meselesi olduğunu düşündüğüm zappara uygulaması, aklımıza şu soruyu da getiriyor: Televizyon kanallarının reklam kuşakları izleyicilerin beğenisini çekmiyor mu? Ekranlar reklamlarını izletebilmek için neden seyirciyi bir de kendi SMS leri ile puan toplamaya zorluyor ?

Sanırım sadece başarılı bir mobil uygulama desem yeterli olacak. Zappara hakkında bolca şikayet de mevcut olmasına rağmen, fikir kalıcı, iyi de uygulanıyor. Belki zamanla internet ortamında da uygulanır hale gelir ve zappara logolu siteyi bul, tıkladığında karşına çıkan markanın ismini XXXX’e gönder denilir. Gerisini hep beraber göreceğiz.

Sanal Reklamlar ve Kurtlar Vadisi

Çaykur Sanal Reklamı Pepsi Sanal Reklamı

Dün (6 Ekim 2005) milyonları ekranlara kilitleyen Kurtlar Vadisi dizisinin merakla beklenen ilk bölümü yayınlandı. Herkesin merakla beklediği dizide “sanal reklam” uygulaması dikkatleri çekti. Pepsi ve Çaykur markalarının dahil edildiği uygulama ile Türkiye’ de bir ilk de denenmiş oldu. Böylece DigiTürk’ ün futbol maçları için kullandığı sanal reklamlar, artık yerli yapım bir Tv dizisinde de boy göstermiş oldu.

Dizinin belli yerlerinde Pepsi ve Çaykur markaları masa ve sehpaların üzerinde seyirciye sunuldu. Fakat o kadar düzensiz ve özensiz sunuldular ki, Pepsi tenekleri ya da çay paketleri telefon kablolarının üzerinde bile rahatça durabiliyordu. Tepside uçan pepsi kutusu mu dersiniz, yoksa sehpanın altına yerleştirilmiş çay mı? detaylar çok rahatsız edici ama bir o kadar da dikkat çekiciydi.

Dikkat çekici olması demek başarılı bir uygulandığı anlamına gelmiyor, yapmacık bir uygulama demek oluyor. Çünkü insanların belli bir heyecan düzeyinde izlediği, her karesinden anlamlar çıkardığı bir dizide bu kadar düzensiz olursanız kötü tepkiler alır, seyircide antipatiye yol açarsınız. Zaten ürün yerleştirmenin amacı da seyirciye hissettirmeden, hayatın içinden markaların senaryolara uyarlanmasıdır.

Açıkcası, Tv dizilerinde sanal reklam uygulamak iyi fikir. Durum böyle iken markaların düzenli ve içeriğe uygun yerleşimi de temel kural olmalıdır. Buna dikkat edilmez ise aynen Kurtlar Vadisi’nde olduğu gibi etkili gibi görünen, rahatsız edici sonuçlar alınmaya devam edilir.

Sonuç olarak, Türkiye ilk defa böyle bir uygulamanın Tv dizilerinde denenmesi güzel bir gelişmedir. Umarım zamanla gelişen teknik ve teorik bilgiler, sanal reklam uygulamasının kullanımını artırır, daha az rahatsız edici ürün yerleşimleri reklamcılık sektörüne yeni heyecanlar katar.

Takside Sinema Keyfi : Vestel DVD Oynatıcı

Vestel

Vestel, ürettiği teknolojiyi Ata Demirer ile tanıtmaya devam ediyor. “Komik olsun, Vestel’in olsun” felsefesiyle tüketiciye ulaşmaya çalışmalarının yanı sıra, üretmiş oldukları yüksek teknoloji ürünleri gelişi güzel fakat komik bir adamın yardımıyla sunma fikirlerinin sorunsuz işlediğini sanıyorlar. Fakat bence yanılıyorlar. Her adımlarında kendilerinden biraz daha uzaklaşıyorlar. Her yeni reklamda espriden biraz daha uzaklaşıp, tüketiciye basit komiklikler yapan marka olup çıkıyorlar.

Buna ihtiyaçları mı var ?

Vestel markasının ilk amacının “her eve girmek” olduğunu biliyorum. Bu da demek oluyor ki en az 10 sene sonra Vestel dev bir marka olacaktır. Şimdilik daha ucuz, daha fazla kampanya yapan, daha uzun vadeli satış imkanları sunarak gelişmeye devam edeceklerdir. Aslında buraya kadar sorun yok. İzledikleri yol, gelişimlerini gözlemlediğimizde gayet iyi gidiyor.

Fakat sen gidip taşınabilir DVD oynatıcıyı takside keyif diye sunarsan gülmezler adama, somurturlar!.. ne Ata Demirer ağır basar, ne de senin kullanışlı ürünlerin… Çünkü tüketici mantıklı düşünmek ister. Alacağı ürünün pahalı olacağını bilir ve her takside olmasına katlanmak istemez. Bunun olmayacağını bilse de, senin taksiye zorla sıkıştırdığın yüksek teknolojini almaz… gider yabancı markalardan seçim yapar.

Parasını harcıyan tüketiciye ulaşamıyorsan, en azından bu teknolojiyi kendi arabasına sokamayacak taksi şöförlerine komiklik yapmamalısın.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

Teksüt: Erkan Yolaç: Evet-Hayır

Süt ürünleri üreticisi Teksüt reklam filmleriyle ekranlarda belirdi. Kampanya kapsamında bir çıkış ve iki devam filmi ekranlarda boy gösterdi. Bu filmlerde markanın üç lokomotif ürünü olan kaşar peynir, krem peynir ve beyaz peynir ayrı ayrı işlendi ve bu duruma yardımcı olması için de Türk halkının yakından tanıdığı isim; Erkan Yolaç seçildi.
Slogan ise kolay ve etkili; adı tek tadı tek!

Teksüt Reklamı

Neden Erkan Yolaç ?

Erkan Yolaç ismi, Türk halkının zihninde bir saygınlık ifadesi olarak yer almaktadır. Kendisi geçmişten günümüze Türk toplumunun en iyi bildiği TV oyunlarının başında gelen Evet-Hayır Yarışması’nın kıvrak zekalı, başarısı kadar da ünlü şovmenidir. Yarışmanın bilinen formatıyla bir reklam çalışmasında canlandırılması izleyicinin yüzüne gülümseme katmış, ona nostalji yaşatmış ve en önemlisi tanıtımı yapılan markanın hızlı ve kolay yoldan algılanmasına olanak sağlamıştır. Buna ek olarak da reklam filmlerinde doku olarak günümüz Türk aile yapısı işlenince, Erkan Yolaç ismi tüketici tarafından daha da anlamlı karşılanmıştır.
Yani Teksüt markası, ürettiği süt ve diğer ürünleri gibi bembeyaz, tertemiz ve lekesiz bir isimle özdeşleştirilmiştir. Akıllıca!

Reklam Filmi:

Annesinin hazırladığı yemeği yemek istemeyen küçük bir kız ile Erkan Yolaç’ın Evet-Hayır Oyununun konu alındığı ilk filmde ünlü şovmen kıvrak zekası ile çocuğa iki yasaklı sözcükten biri olan “evet”i söyletmeyi başarıyor. Yarışmayı kaybeden çocuğun ödülü ise Teksüt Kaşar Peynirli bir tost oluyor. İkinci filmde de durum pek farklı değil, fakat bu sefer tanıtılan Teksüt krem peyniri.
Üçüncü filmde ise bir final havası seziliyor. Annesinin hazırladıklarına burun kıvıran, inatla “Erkan’ı isteyen” kızımız bu sefer Erkan Yolaç’a yasaklı kelimeyi söyletmeyi başarıyor ve Teksüt beyaz peynirleri de tanıtılmış olunuyor.

Ünlü seçimi, senaryosu, kurgusu ve marka imajı söz konusu olduğunda oldukça iyi bir reklam filmi ortaya çıkmış diyebilirim. Üç filmin de birbirini bağlayan başarılı kurguları var. Fakat dikkat dağıtan, genele vurulduğunda sorun çıkaran eksiklikleri de yok değil.

1- Erkan Yolaç’ ı ” Ben Erkan’ı istiyorum” diye çağıran kız çocuğu göze batma riski taşıyıp, bazı kimseler tarafından olumsuz mesaj veriyor diye eleştirilebilir.

2- Erkan Yolaç nasıl oluyor da birden beliriyor diyebilen, her baktığında mantık arayan insanlar ortaya çıkabilir.

3- Son filmde kızın Erkan Yolaç’ a sorduğu soruyu anlayamayan, ve bu sebepten de espriyi kaçıran izleyiciler olabilir.

Kız: Erkan sen bir gurme misin ?
Erkan Yolaç: Evet!

Gurme: Damak zevki olan ve yiyeceklerini titizlikle seçen kimse.

Teksüt Logo

Sonuç olarak bunlar bir tek hata bile sayılmazlar. Çünkü reklam senaryosu ve kurgusu oldukça iyi işlenmiş olup, Teksüt markasının imajına fazlasıyla katkı sağlamıştır. İvme AD’in oluşturduğu konsept doğrultusunda Co Production tarafından çekilen bu reklam filminin başarılı olduğunu iddia ediyor, tüm ekibi tebrik ediyorum.

Kampanya Künyesi:

Reklamveren: TekSüt
Reklam Ajansı: İvme AD
Yaratıcı Grup: Hülya Çilen, Ömer Siber
Müşteri İlişkileri: Özge Onkök
Prodüksiyon Şirketi: CO Production
Yönetmen: Can Özbatur
Görüntü Yönetmeni Jim Succiardo
Medya Planlama ve Satınalma: Özge Onkok

Garanti Bankası: Flexi Card

Garanti Bankası, tüketicilerin kendi tercihine göre yaratabilecekleri “Flexi Card“ı tanıtmaya devam ediyor. Flexi Card’ın bonus, taksit, kampanya, faiz gibi özellikleri, kullanıcı tarafından harcama ve ödeme alışkanlıklarına göre belirlenebildiği gibi kart tasarımı da kullanıcı tarafından hazırlanabiliyor. Böylece, son yıllarda bilindik markaların tüketiciye sunduğu özgün ve özgür olma anlayışı bankacılık sektöründe de kendini belli etmiş oluyor.

Flexi Card

Garanti bankası, bu kartla müşteri memnuniyeti anlayışını bir adım daha ileri götürmeyi amaçlıyor. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan; reklam filmi, açıkhava uygulamaları, basın reklamları ve kartın kendi adına kurulmuş bir websitesi mevcut.

Peki bunlar ne kadar etkililer?

Flexi card iletmek istediği mesajı en basit haliyle sunuyor. Esnek bedene sahip şube görevlisinin, müşterisi tarafından şekilden şekile sokulması fikriyle senaryolaştırıp, tüketiciye gülmesi ve eğlenmesi için neredeyse yalvarıyor. Esneklik fikrini, kişiye özel bankacılık ve tasarım anlayışıyla doğrudan tüketiciye ulaştırmaya çalışırken, bir defadan sonra etkisini kaybedecek bir kurguda nefes almaya çalışıyor. Tüketiciye tüm detaylarıyla kendi tasarlayabileceği bir kredi kartı yaratmasına rağmen, bu durumdan habersizmiş gibi kurgulanan bir reklam filmi ile hedef kitlenin karşısına çıkıyor. Banka müşterisinin, şube çalışanını şekilden şekile sokmasını izleyen seyirci, doğal olarak bunu sıkıcı buluyor. Yani flexi card’ın yaratılmasında garanti bankası değil de sanki müşteriler etkili rolü oynuyor.

Kullanıcının karşısına “siz istediniz, biz yarattık” gibi bir mesajı, istekleri doğrultusunda şube görevlisini esnek şekillere sokan müşteri ve bu duruma şaşırmış şube görevlisinin var olduğunu bir senaryo ile çıkarsanız, hedef kitleyi baştan sıkar, kampanyanın devamında hep aynı sahneleri, farklı ortamlarda sunmak zorunda kalırsınız.
Bunun yerine, isteklerini sözlü olarak anlatan müşterinin karşısında, esnek beden hareketleriyle isteklere şekilden şekile girerek karşılık vermeye çalışan, müşteriyi şaşırtan ve onu teşvik eden bir şube görevlisi çok daha etkili olabilirdi. Böylece fikrine sahip çıkan ve bunu kullanıma sunmaktan zevk duyan bir banka kartı imajı yaratılmış olunurdu. Fakat şu aşamada elimizde sadece soğuk bakan, şaşkın, esnek bedenli bir şube görevlisi ve onun bu hallere girmesine sebep olan müşteri (çatlak kadın) imajı var.

Flexi card’ın mesajı:

Başkalarının sizin için karar vermesinden, kartların size tam olarak hitap etmeyen kampanyalar yapmasından sıkıldınız mı?
Kendi alışveriş dünyanızı kendiniz yaratmak, istediğiniz şekli verebileceğiniz bir kart kullanmak istiyorsanız Flexi tam size göre!

Flexi card, hedef kitleye iletmeye çalıştığı mesajda kendinden çok emin olmasına rağmen, reklam filmindeki tezatlık durumu izleyiciyi çelişkide bırakıyor. İzleyici kart hakkında daha çok bilgi almak için, reklam filmine aldırmadan, doğrudan web sitesine gitme ihtiyacı duyuyor. Kart hakkında tüm detayları internet sitesinden öğrenmek ona fazlasıyla yetiyor. Neyse ki, internet siteleri gayet başarılı tasarlanmış, kullanıcı istediği bilgiyi alıp rahatlıyor. Tabii sadece interneti aktif kullanabilen kişiler bunu yapabiliyor.

Flexi card’ ın reklam filminde aradığını bulamayan kişiler, diğer reklam mecralarında varlık gösteren tanıtımları da çok umursamayacaktır. Tabii bir “Flexi card tasarım yarışması” vb. söz konusu olmazsa…

Flexi card outdoor

Bence flexi card yaratıcılarının kendilerine çeki düzen vermesi ve hızlı hareket etmesi gerekmektedir. Kampanya için kullandıkları esnek karakteri markalaştırmak, ona sahip çıkmak zorundalar. Esneklik fikrinin sunulması için ellerinde bulunan bu kişiye daha fazla anlam yükleyip, onu daha sempatik ve yaratıcı bir karaktere dönüştürmeliler. Etkileşimi hareketlendirmenin yolu, interaktif mecraları doğru kullanmak olabilir. Hedef kitleyi sıkmayan, onu yaratmaya ve özgünlüğe teşvik eden fikirler her zaman başarılı sonuçları beraberinde getirecektir.

Exper Bilgisayar: Hacker Ana

Hacker Ana Exper

Türkiye’nin gizli kahramanlarına bir yenisi daha eklendi. Evin Ana, Ayşe teyze derken, şimdi de Hacker Ana tüketiciye doğru ve kaliteli olanı sunuyor. Bilişim sektöründe, kullandığı son teknoloji ile ses getirmek isteyen Exper Bilgisayar için hazırlanan reklam kampanyasının yeni kahramanı Hacer Ana, lakabı ise Hacker Ana. Hayatını doğrulara adamış olup, kullandığı son teknoloji ürünü Exper bilgisayar ile kötülerin sinsi planlarını bozan, hortumlanan paraları yardım kurumlarına bağışlayan, kötülere ders veren bir kahraman kendisi!

Dış görüntüsü itibariyle, emekli maaşıyla geçimini sağlayan, uzun paltolu, baş örtülü, parmağında yüzükler kollunda bilezikler, sevimli mi sevimli bir teyze. Kendisi Exper mağazalarının kampanyalarından yararlanıp, adeta evine bir teknoloji merkezi kurmuş ki, kötüleri dize getiren bilgisayarını dantel örtülerle bile süslemiş. Tabii durum böyle iken, herkes Hacker Ana’nın bir an önce bulunması için harekete geçmiş.

Intel Pentium D işlemcili Exper bilgisayarların satış grafiklerini ne kadar etkiler bilinmez ama, izleyicide ilgi uyandıran bir kahraman olup, aslında Türk insanının çok da yabancı olmadığı bir karakterin yaratılmış olduğu açıkca ortadadır. Reklam filmi genelinde kullanılan esprilerin de çok yabancısı değiliz. Komik olanın tezatlık kavramı olduğu bu kampanyada, acaba Hacer Ana gerçekten olduğu gibi olmasaydı daha mı iyi olurdu? yani aslında hacer ana dış görüntüsünü sadece gizli kahraman olmak için mi kullanmalıydı? yoksa zaten emekli olan herkes exper bilgisayar ile hacker olabilir miydi? Aksi halde Hacer Ananın tüketiciye vereceği mesaj “son teknoloji ile hacker olmak çok kolay gari” mi olurdu?

Benzer soruları kendime sorunca fark ettim ki, bu kampanya çok başarılı kurgulanmış bir kampanya değil…
Çok daha ilgi çekici olabilir, daha fazla hedef kitleye mesaj verme şansına sahip olabilirdi.
Çok fazla yanıltıcı unsur var. Espriler iyi seçilmiş ancak uygulama da gerçeklere bir bağ yok.
Her şey hayal ürünü.
Hayal satıyorsanız, daha yaratıcı ve zorlayıcı olmalısınız…

Yine de tebrikler Exper! Böyle reklamları izlemekten her zaman keyif almışımdır…

Electrolux : Sizi düşünen marka

Electrolux markası “Thinking of you” sloganlı TV reklamı ile tüketiciye sunuldu. 150 ülkede 400 milyon ailenin hayatında yer aldığını belirten ve buna sebep olarak da “çünkü herşeyi onları düşünerek yapıyoruz.” cümlesiyle açıklığa kavuşturan Electrolux markası, bizlere işinden evine gelen bir insanın ilk girişte rahatlamak için yapacağı eylemleri beyaz eşyaların içinde gezinmesiyle gösteriyor, seyirciyi etkiliyor. Böylece ihtiyacımız olan teknolojinin Elektrolux’te bulunabileceğini anlatmış oluyor.

eloctrolux 1

eloctrolux 2

Ürettikleri teknolojik ürünleri, tükticinin istek ve ihtiyaçlarına göre tasarlayan bir marka olmayı hedef etmiş, aslında bunu da başarmış olduğuna inanan Electrolux markası, son sahnedeki robot süpürge örneğiyle de teknolojik gelişiminde sınır tanımadığını mizahi bir anlatımla vurgulamayı başarmış. Bu da senaryo ve kurgusuyla dikkat çekici bir reklam filmi ortaya çıkarmış. Markanın bilinirliğini artıran görsel anlatımı ise hedef kitlesi için fazlasıyla yeterli.

Bravo!

Reklam Ajansı : Lowe
Yönetmen: Ömer Faruk Sorak

eloctrolux reklam filmi