9 Haziran 2008 Pazartesi
Mezarlar Reklam Mecrası olur mu ?
Her geçen gün reklamların kullanım alanlarına bir yenisi ekleniyor. Bazen hiç ummadığımız bir obje bile reklam mecrası olarak piyasada yerini alabiliyor.
Bir de teknolojik cihazların üretimine bağlı bir pazar oluşturma taktiği var ki, bu durum bazen rahatsız edici olabiliyor. Tüketiciler bu durumdan memnun olmayacak bile olsalar, reklamcıların ilgisini çektiği an, her şey araştırılıyor ve bir bakıyorsunuz süprizzz ! reklamlarrrr !
Bazı şirketler temelinde çok iyi bir fikirle kurulurlar. İşte bunlardan bir tanesi de VIDSTONE adlı şirkettir. Mezar taşlarına yerleştirdikleri 7″ LCD panel sayesinde 5 ile 8 dakika aralığında slideshow gösterimi yapıyorlar. Amaç, ölü yakınlarının anılarını tazelemek, sevdikleri fakat kaybettikleri insanın değerini anımsamak. Son derece zekice kurgulanmış bu fikir bir şirketin kurulmasına sebep oluyor ki bunu gerçeten hak ediyorlar diyebilirim. Tam bu noktada şöyle bir soru takılıyor kafama ; Acaba VIDSTONE şirketinin yaratmış olduğu bu ürün reklamcıların ilgisini çeker mi ?
Belki Sigorta şirketleri için yeni bir reklam mecrası yaratılır kim bilir … Hayat sigortası !
Bu soruyu ben cevaplamayacağım… Cevaplamak isteyenler buyursun.
Türk Sineması ve Ürün Yerleştirme
Ürün yerleştirme uygulaması sinema filmlerinin içinde yer alan reklamlar olarak adlandırılabilir. Ancak televizyondakinin tersine, reklamlar ayrı bir bölümde değil filmin içinde bulunuyorlar. Reklam olduğu herhangi bir şekilde belirtilmiyor. Dolayısıyla izleyici markaların mesajları karşısında savunmasız yakalanıyor. Ürün yerleştirmenin markaya katkısı konusunda bolca tartışmalar olsa da kullanımının giderek arttığı görülüyor. Reklam kampanyalarına göre daha az maliyetli olmaları da ayrı bir avantaj sayılabilir. Mesela Amerika’da sadece bu uygulamaya yönelik hizmet veren ajanslar bulunmakta. Unique Product Placement ajansından Gary Mezzatesta ‘’ eğer izleyici filmdeki bir kareye bakıp ‘’ bunun için ne kadar ödediklerini merak ediyorum ‘’ diyorsa bu başarısız bir ürün yerleştirmedir'’ demiş. Yani Marka ile yaşam arasında bağ kurmak eylemi biraz sorgulanmalıdır diyebiliriz.
Peki ya Türkiye’de durumlar nasıl ? Nasıl olacak cezalar yağmaya devam ediyor. Daha bugün Marketing Türkiye ‘nin haberinde Hırsız Var filmine 50.000 YTL ceza gelmiş. Çok normal… Çünkü ne yazık ki hala ürün yerleştirme uygulamalarına bakıldığında markanın logosunun ya da ürünün kendisinin perdede gözüktüğü klasik anlayışın devam ettiğini görülüyor. Bu filmde en başarılı ürün yerleşimi Max Factor için yapılmış diyebilirim. Makyaj uzmanlarının kendi tercihleri olması ve ürün ile yaşam arasında bağ kurabilmede başarı tek bu markada kendini belli etmiş. Diğerleri ‘’ buna ne kadar ödemişler ‘’ dedirten cinsten yerleşimler. Her yerde Siemens cep telefonu, ve Audi marka otomobil kullanılmış. Nerdeyse sadece ambulans Audi değil.. Hayırlısı olsun diyelim ve biraz da başarılı uygulamalardan bahsedelim.
Şans Kapıyı Kırınca
Son zamanlarda Türk Sinemasında aklımda yer etmiş en başarılı ürün yerleştime uygulaması BEKO için yapılmış olandır. Şans kapıyı kırınca adlı filmde BEKO markası nerdeydi be kardeşim diyenleriniz varsa, zaten ayrı bir başarıdır. Film boyunca BEKO hep karşımızda idi. Yaşam ile ürün arasındaki bağ çok güzel kurulmuştu. BJK - BEKO ikilisi bu işi beraberce yaptılar. Filmde bulunan Yaman adlı karakter, beşiktaş formasını üstünden çıkarmadı. Beşiktaş takımının ana sponsorlarından biri olması dolayısıyla, bu duruma alışık seyirciler tarafından göze batmadı. Markanın kimliğine dair hiç bir şey söylenmemiş olsa da istediği farkındalık yaratmaksa gayet başarılı idi.
Umarımı hep başarılı örnekleri eleştiririz ve kimse de ceza ödemek zorunda kalmaz.
Viva Panda esmerim !
“Esmerim” Panda dolaplarındaki yerini aldı. Her dondurma reklamında görmeye artık alıştığımız güzel kadın kullanımına bu kampanyada da rastlıyoruz. Bu sefer, 2004 Brezilya güzeli Tatiana Alves, bir çok güzelin içinden seçilmiş ve reklam filminde rol almış. Beyaz elbiseli bir esmer, güneşli bir Güney Amerika kasabasında ki bir evin önündeyiz. Esmerim adına uygun melez güzeli, elinde tahta çanakla evinin önüne çıkıyor. Havan tokmağıyla kabın içindeki kakao çekirdeklerini ezerek, büyük bir tutkuyla çikolata yapmaya başlıyor. Ardından çikolatadan doğan Esmerim ekrana geliyor. Çikolata aşkı kolay değil hemen güzelimiz büyük bit tutkuyla yemeye başlıyor. Güney Amerika’nın meşhur duvar resimleri geleneğinden bir alıntı ile, evin duvarına halktan biri tarafından resmedilmiş ‘ Viva Panda ‘ görüntüsüyle filmimiz sona eriyor. Ne izledim ben az önce ? diye soruyoruz kendi kendimize. Cevabımız Panda’nın yeni dondurması oluyor. Çikolata ten - Esmer ten derken bizim viva panda esmerim !..
Üretilişinde bile tutku var, yemesi ayrı lezzet, saf kakao çekirdekleri ve dayanılmaz aşk. Yaz mevsimi gelince markalar sezonluk ürünlerini piyasaya sürüyorlar. Sıcaktan bunaldığımız anlarda reklam filmleri klima etkisi yapıyor ve bulunduğumuz ortamı serinletiyor. Bu serinliğe yardımcı olanlar da güzel esmer kadınlar ve onların ürüne olan tutkuları. Alıştığımız bir durum fakat dönemsel bir kopyala-yapıştır uygulaması.
Kampanya Künyesi:
Ürün: Panda Esmerim
Yayın tarihi: 15.07.2005
Reklam veren: Has Gıda
Reklam veren yetkilisi: Dafne Behar, Neval Altıner
Reklam ajansı: Proximity İstanbul
Yapım şirketi: Filmacass
Yaratıcı grup: Sedef Güler, Aslı Kurtbarlas, Efsun Güneş
Yönetmen: Levent Tuna
Ajans prodüktörü: Özden Dilber
Müşteri ilişkileri: Emin Örge, Çağlar Çokçetin
Stratejik planlama: Berke Şerbetçi
Medya planlama: Medya Max
Müzik: Ömer Ahunbay
Kullanılan mecra: TV, sinema
Range Rover - Mobil Reklamcılık
Range Rover, İngiltere’de ‘’ Range Rover Sport Tourer ‘’ adlı mobil reklamcılık uygulamasına başvurdu. Bahsi geçen oyunda ve Dünya sınırları içinde turluyor ve aynı zamanda gezindiğiniz bölgelerde fotoğraf çekebiliyorsunuz. 5 ayrı bölümden oluşan oyunda, elinizden geldiği kadar hızlı olmalısınız ki, bonus puan alarak gezmiş olduğunuz bölgenin fotoğraflarını çekebilesiniz. Güzel bir dünya turu için iyi plan yapmak oyunun ana felsefesi diyebiliriz. Mobil oyunların her geçen gün reklamcılık kavramı altında daha yaratıcı uygulanıyor olması reklamverenleri sevindiriyor. Tükticiler de hallerinden oldukça memnunlar. Cep telefonlarının birer reklam mecrası olduğunu kabullenip, oyunun zevkini çıkarmaya devam ediyor, hemde 4×4 kullanmanın zevkini Range Rover ile yaşıyorlar.
Komşunuzun teslimatını aldığınızı hayal edin
Tamam hayal ediyorum. Gayet sorumluluk isteyen bir durum. Komşumun paketini teslim alıyorum ve ona sahip çıkmalıyım. Paketi en güvenli yerde saklamalı ve teslim aldığım gibi komşuma iade etmeliyim. Sanırım çoğumuz böyle yapıyoruz. Kargo şirketleri genelde böyle bir durumda en yakın ofislerine paketi göndermekle sorumlu olsalar da bazen komşularımız yardımımıza yetişir ve bizim için iyilik yaparlar, paketlerimizi teslim alırlar. Şimdi gelelim Samsung markasının bu duruma bakış açısına ve yaptığı eşşek şakasına…
Evet. Kesinlikle bir reklam yapmadılar. Eşşek şakası yaptılar. Biz de ne komik diye güldük geçtik. Çok geniş ve salmış buldular bizi herhalde ki, ürünlerinin cazibesine kapılıp hırsız bile olabileceğimizi sırıta sırıta anlattılar. Bize emanet edilmiş bir teslimatı en güvenli konumda saklamak ve sahibine onu iade etmenin doğruluğuna inanan insanlara, ‘’ hırsızlık da yapmak bazen değerlidir ‘’ mesajını verdi veriştirdi.
Yahu sen kimsin Türkiye sınırları içindeki ahlaklı insanlara bulaşıyorsun ! Git sen Amerika’da yozlaşmış insan beynini, çıkarcı karakterleri hedef kitle edin kendine. Senin var olduğun topraklar ahlak kurallarına çok önem veren ülkeler olamaz ki zaten… Biz seni ve senin gibileri evimize sokmayız ki !
demezler mi ?
Toyota Yaris reklamları gibi Samsung için de bir dosya açılacaktır. RTÜK ve RÖK bu konuda gereken araştırmaları yapıp bir sonuca varacaktır diye düşünüyorum. Şikayet etmiyorum, sadece başarısızlıklarını dile getiriyorum. Bu kampanyanın Türkiye sınırları içine girmesini sağlayan Yaratıcı ( Şakacı) ekibi tebrik ederim.
Okey mi ? Her Şey OKEY !
Kısaca her şey daha detayları ile hesaplanmalı diyoruz. Ürünün ismi ile başlayalım. Müşterimiz için kolayca söylenebilecek bir isme ihtiyacımız var. Rahat olsun, utandırmasın, günlük hayatımıza girsin, bizim bir parçamız olsun. Bu da OKEY olsun, bundan iyisi de Şam’da kayısı olsun.
Sırada Hedef kitlemiz var. Tüm gruplara hitap etmeliyiz. Buna pazar payımızı, ihracat vb. gibi eklentilerimizi de göz önünde bulundurarak yön vermeliyiz. Yeni evlenen çiftlerden tutun, her aileye ilk hedef kitle mantığı ile yaklaşıp cinselliğin doğallığını onlara anlatmalıyız. Her şey Okey ! dedirtmeli ve onları rahatlatmalıyız. Aile planlaması falan diyoruz ama cinsel sorumluluğu ve disiplini erkeklere de kazandırmalıyız. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların önemini ve onlardan korunmayı insanlarımıza rahat bir dille anlatmalıyız. İlk olmanın gücünü onlara kanıtlamalıyız.
Reklam kampanyalarımıza bakalım. ‘’ Her Takıma Uyar ‘’ ile Türk erkeklerine can damarı olan Futbol yardımıyla hedef kitlemize ulaşalım. Dolaylı yoldan onları devamlı bilgilendirelim. Yaratıcı ve dikkat çekici basın kampanyalarımız olsun. İnteraktif uygulamalara önem verelim ve internet sitemiz üzerinden de gençlerle iletişime geçelim onların sorularına cevap bulalım. Üniversite kampüslerinde var olalım, etkinlik ve festivallerde boy gösterelim. Eğlenelim, eğlendirelim, güldürürken düşündürelim.
Eczacıbaşı burada bahsi geçen her şeyi başarı ile uygulamaya devam ediyor. Markalaşma başarıları, yaşanan toplumsal değişimlerle de orantılı olarak oldukça yaratıcı şekillerde gelişimini sürdürüyor. ALO OKEY Cinsel Sağlık Bilgi Hattı gibi hizmetleri ile de hayatımızın bir parçası olduklarını, bizler için var olduklarını ispatlıyorlar. Bize de Her şey OKEY ! demek düşüyor. Siz de Okey diyormusunuz ?
Marka Pusulası
Marka Pusulası da nedir ?
Aslına bakarsanız kendi kafamdan uydurduğum ama uydurduktan sonra onu fanteziye çevirdiğim bir reklamcılık paranoyasıdır. Çok üstünde durmaya gerek var mı bilemiyorum fakat, belki sektörle ilgili bir kaç arkadaşın hoşuna gidebilir. Yakın zaman önce İstanbul’un fazla samimisi olmadığım bir semtinde bulunan bir hastaneye hasta ziyaretine gittim. Trafiğin ve kalabalığın yoğun olduğu saatlerde, arabamı park etmek için uygun bir yer ararken, hasta ziyareti sonrasında arabaya geri dönüşün kolay olması için bir taraftan da çevrede bulunan belli başlı yerleri hafızamda tutmaya çalışıyordum. Sonuç, oldukça komik fanteziler yaratmama sebep oldu.
Marka Pusulam:
Doğu 2 Efes Pilsen Batı 1 Coca Cola
Bahsettiğim markalar çevrede bulunan şarküterilerin tabelalarıdır.
Hastane’den çıkınca, sağdan ikinci sokağa döneceğim ve Efes Pilsen tabelasını görünce, soldaki ilk sokağa sapacağım. Coca Cola tabelasını görene kadar dümdüz devam edeceğim, ve işte arabam orada !
Açıkhava reklamları reklam kirliğine yol açıyor diye tartışmaların yapıldığı İstanbul’da, marka pusulası yardımı ile adres sorma derdine son !… Markaların sokaklarda insanlara yardım eden birer robot haline geldiği bir dünya hayal edin. ‘’Coca Cola ve Efes Pilsen olmasa idi mahvolmuştuk valla o kalabalıkta !'’ diyen insanları gözünüzün önüne getirin.
Bunlar sadece komik fanteziler olsa da, yabancısı olduğumuz bir semtte bakkal ve market gibi yerleri ararken gözlerimizin Efes Pilsen, Coca Cola, Pepsi, Cola Turca vb. gibi markaları aradığını farketmişsinizdir. Buralarda bakkal var mı acaba diye düşünürken, bize yardımcı olan markalara teşekkürler. Hepsi yaşamla bağlarını iyi kurarken, şarküteri sahiplerini de memnun etmeyi iyi başarıyorlar.
CineBANK DVD Otomatları
Günümüzde DVD otomat olgusu ABD’de, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da ve Asya’da aynı başarıyla büyümeye devam etmektedir. Bu eşsiz fırsat artık Cinebank ile Türkiye’de. Yani otomatik DVD kiralama konsepti franchise olarak piyasaya sunuldu diyebiliriz. Günün 24 saati, haftanın 7 günü aktif olarak çalışan bu sistem, ATM/Bankamatik’leri kullanır gibi geniş bir film arşivinden hızlı ve etkili bir şekilde seçim yapılmasına olanak sağlıyor.
CeBIT Bilişim Eurasia‘ da CineBANK standına rastladım ve hemen yetkili kişilere kısaca sistemin nasıl çalıştığını sordum. DVD otomatlarından film kiralamak için gerekli olan manyetik üyelik kartınız (cineCARD) olduktan sonra herşey düşünüldüğünden daha kolay ve zevkli bir hal alıyor. Kartınızı yerleştirip, üyelik şifrenizi giriyorsunuz ve karşınıza Tür, Yönetmen, Oyuncu, Yeni Filmler gibi kategorileri de dahil olmak üzere geniş bir film arşivi çıkıyor. Arşiv içinden çok yönlü arama yapabiliyor, filmlerin özetlerini ve film kapaklarını görebiliyorsunuz. Hatta stokta bulunan filmlerin ya da henüz piyasaya çıkmamış olan filmlerin fragmanlarını bile izleyebiliyorsunuz.
Peki bu DVD otomatlar nerelere kurulabilir ?
1. DVD kulüpleri
2. Kitabevi zincirleri
3. Cadde üstü büfeler
4. Apartman kompleksleri ve siteler
5. Ofis binaları
6. Oteller
7. Büyük alışveriş merkezleri
8. Benzin istasyonları
9. Fast food restoranları
10. Üniversite kampüsleri
11. Metro istasyonları
12. Kafeler
13. Sağlık kulüpleri ve spor salonları
Film severlere özel, 24 saat otomatik film alışverişi yapmaya olanak sağlayan bu otomatları detayları ile incelemek için internet sitelerine bakabilirsiniz. Yazılımı ve donanımı ile kusursuz gibi gözükse de mühendisliğe kafası yatkın arkadaşlar daha iyi analiz edebilirler. İlk olarak Ataşehir semtinde başlayacak olan uygulama zamanla bir çok mekanda karşınıza çıkarsa şaşırmayın.
İnteraktif Medya ve Yaratıcılık
Görerek anlamak, dinleyerek anlamaktan daha kolaydır. Bu yüzden yeni nesil teknolojiden olan interaktif medyanın sunduğu hizmetlerden faydalanmak kaçınılmazdır. İnteraktif medya çözümlerinde bilgiden çok bilginin sunumu, kolay ulaşabilirliği ve interaktifliği ön plana çıkmaktadır.
İnteraktif medyanın doğurduğu en önemli sonuç, küresel ve yerel düzeyde enformasyon ve bilgi akışının kolaylaşmış ve ucuzlamış olmasıdır. Teknolojik olarak artık her birey tüm insanlığa anında erişebilmektedir.
İşte bu bireylerden bir tanesi de Kevin. Ne alaka şimdi demeyin. Belki yarattığı platformun neler doğuracağının farkında bile değildir, ama o yaratıcı ve internet’ in nimetlerinden yararlanmayı bilen birisi.
Kendine göre bir sebep yaratmış:
“I didn’t know what to wear, so I made a website.” ( Ne giyeceğimi bilmiyordum, ben de site yaptım )
Kategoriler belirlemiş:
Giyim eşyaları ve giyeceği zamanlar
Ziyaretçiye seçme ve oy verme hakkı vermiş:
Belirttiği etkinlik ya da zaman için ayakkabısından tutun, çoraplarına kadar…
Sonuçlardan örnekler sunmuş:
Ziyaretçilerin geçmiş zamanda yaptıkları kıyafet seçimi ve Kevin’ ın fotoğrafları.
Ve sonuç ortada… İnsanlar Kevin’ ı giydirmeye devam ediyor. Tabii sitenin tasarımı çok iç açıcı değil ama yaratılan fikir, beraberinde yeni fikirleri getirmiyor da değil. Mesela ben siteyi görür görmez. ‘’ İşte bu proje yapılmalı ‘’ dedim. Sonrasında aklıma bir kaç fikir daha geldi. Dikkat ederseniz, Kevin’ ın giydiği ürünlerin her biri birer marka ve markanın olduğu yerde reklamveren ve tüketici var demektir.
Bir kaç fikir :
1- Büyük bir giyim portalı yaratılıp (giydirbeni.com, negiysem.com), kayıt olan üyelerin diledikleri eşyalarının fotoğrafını siteye koyması ve sitedeki diğer üyelerin bu kıyafetler üzerinden seçim yapıp oy kullanması sağlanabilir.
2- Herhangi bir giyim markasının online olarak bir ünlüyü giydirmesi, ve bunu internet kullanıcısına uygun bir web sitesi ile sunması sağlanabilir.(viral marketing)
3- Moda tasarımcıları için internette bir site açılır ve haftalık bir ünlüyü giydirmeleri istenilir. Bütün markalar sitede yerini alır ve o hafta giydirilecek olan ünlüye site ziyaretçileri oy verir. (Style.com)
Ve daha bir sürü şey…
Böceklere Reklam Giydirme
Yaratıcılığın sınırlarını zorlamak ne kadar doğrudur bilemem ama, harikulade bir reklam giydirme projesine şahit oldum diyebilirim. Yakaladığı böcekleri markalandıran, onlara ünlü şirketlerin kurumsal logolarını giydiren bir kadın var karşımızda. Bundan öncesinde inek ve domuzların gövdesine reklam veren firmaları görmüştüm. Ondan sonra FedEx mobilyaları tasarlayan veya coca cola teneke kutularından smokin tasarlayan kişilere de internette rastlamıştım. Fakat bu böceklere reklam giydirme hadisesi tamamen çılgınlık.
Markalar, Maceraya Hazır Mısınız?
Kod adı “İstanbul” olan Türkiye’nin ilk 3B MMOG oyunu, oyuncuları macera dolu sanal bir İstanbul’a sürükleyecekmiş. Mynet’e bağlı olarak (www.sobee.com.tr) adlı sitede sunulan projenin alfa test kayıtları da tamamlanmış. İlk etapta Eminönü’nün tarihi ortamında başlayacak olan bu macera, zaman içinde İstanbul’un diğer mekanlarına da taşacakmış.
MMORPG Oyunların, kişiler üzerinde cidde alışkanlıklar yapması göz önüne alınırsa, reklamverenin hızlı ve kendinden emin hareket etmesi gereken bir proje hayata geçiriliyor demektir. (M)assively (M)ultiplayer (O)nline (R)ole (P)laying (G)ame, adı verilen bu oyun türü dünya’nın her yerinden milyonlarca kişi tarafından oynanan bilgisayar oyunlarıdır. Bu oyunların ortak yanı, hepsinin sadece internette bir server’a bağlı kalındığı sürece oynanabilmesidir. Oyuncular, bir karakter yaratarak oyuna başlar ve bağımlısı olur çıkar.
Türkiye’ de böyle bir oyunun var olması akıllıca bir girişimdir. Bu girişime katkı gösterip, oyun içine reklam yerleştirmek isteyen firmalar ellerini çabuk tutup, markalarını bu heyecana dahil etmelidirler diye düşünüyorum.
Benden söylemesi…
4 Haziran 2008 Çarşamba
ReklamGiy : BusinessWeek Türkiye
Karşımızda reklamcıların yakından tanıdığı, reklamverenlerin de vakit kaybetmeden tanıması gereken bir reklam mecrası var.
Amaçları; üniversite kampüslerinde varlık göstermek isteyen markaların görsellerini öğrencilere giydirip, hem ürün tanıtımı yapmak, hem de katılımcı öğrencilere gelir sağlamak. Oldukça hoş sebepleri olan bu girişimin Türkiye sınırları içinde alternatif bir reklam mecrası olduğunu kolayca söyleyebilirim. Firmaların isteğine göre iki günlük ya da bir haftalık tanıtımlar yapan öğrenciler, aynı zamanda anket ve promosyon çalışmalarında da bulunuyor. Giydikleri t-shirtler ile günde 7 YTL ile 13 YTL arasında para kazanan öğrenciler hallerinden oldukça memnun gibi görünüyorlar.
Mey İçki: Tılsım: Sevgililer günü e-kart
Tıklayın, 3 tılsımlı şaraptan hangisi sizinkiyse seçin yollayın, tılsımsız kalmayın. Bu ünlem dolu cümleler, Mey içki‘nin bünyesindeki kayra markasının TILSIM şarapları için haykıra haykıra aşıklara sunduğu sözde virütik e-kart uygulamasının dizeleridir. Junk mail olarak, bugün e- posta kutuma geldi. Aşk’a anlam kazandıran sözler, ve sevgililer gününe özel motiflerle süslendirilmiş 3 çeşit şarabın e-kartlarından birini seçip, sevdiğiniz kişiye gönderebiliyorsunuz. En büyük aşklar tılsım etkisiyle başlar… Senin tılsımın hangisi? sloganını etkili bulsam da, tanıtımını son derece basit ve gereksiz buldum. Aşk’ımın tılsımını e-kart yerine, şarabı online satın alarak sevdiğim insana göndermek isteyebilirim. Kısacası ben daha yaratıcı olmak isterim. Neden e-kart göndereyim ki ? bir kaç güzel söz için mi? Gereksiz!
Buzlu Ford Focus
İngiltere’de düzenlenen British International Motor Show fuarında, Ford markasının Focus Coupe-Cabriolet modeli için hazırlattığı buzdan arabalar uygulaması fuar genelinde dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış. 12 kişilik uzman ekiple, yaklaşık iki haftalık bir zaman zarfında hazır hale gelen buzdan arabalar için, 6,500 Litre su kullanılmış.
Buzdan araba fikri daha önce başka markalar (Örnek: Volkswagen Polo) tarafından açıkhava alanında uygulanmış olsa da, böylesine önemli bir fuarda Ford markasına büyük bir değer kattığını düşünüyorum. Böylesine çekici bir uygulamaya, çekici bir de model (Jodie Kidd) eklenince kusursuz bir tanıtım olduğunu tahmin edebiliriz.
Nivea Decorate : Ambalaj Yarışması
Nivea markası İtalya’da tüm iletişim fakültelerindeki tasarım öğrencilerini Nivea Decorate adlı ambalaj tasarımı yarışmasına katılmaya teşvik etti. Katılım gösteren öğrencilerin yaratıcı tasarımlarında sadece ambalajın öne çıkmasından ziyade, tüketici ile iletişim yollu bir bütünün oluşturulmasını arzulayan Nivea yetkilileri, gençlerle ortak noktada buluşmayı başardı.
Markaların, kendilerine güç katacak genç nesilleri yüreklendirmesi ve onlara “biz buradayız” diyebilmesi gereklidir. Özellikle görsel zenginliği ölçülemeyecek kadar kuvvetli olan Türk tasarım öğrencileri bunu fazlasıyla hak ediyor.
EcoHangers : Askılık Reklamları
ABD ‘de yılın kuru temizleme trendi olan ve reklamverene alternatif bir mecra sunan Eco Hangers, geri dönüştürülmüş kağıtlardan yapılan, ne üretilirken be de atık olarak çevreye zarar vermemesi ile adından olumlu söz ettirmeyi başarmış harika bir fikir. Plastik ya da tahta olanlar kadar da sağlam bu askılıkların her iki yüzüne de reklam alınabiliyor. Böylece reklamveren doğrudan tüketicinin evine girmeyi başarıyor.
Polaroid Reklam Uygulaması
Polaroid markasının temel fikrini tekrar harekete geçirmek için, Brezilya-Sao Paulo’daki bazı alışveriş ve iş merkezlerinin tuvaletlerinde ayna görevi gören Polaroid fotoğraf makinaları yerleştirildi. Böylece Polaroid markasının en önemli kozu olan “hız” avantajı keyifli bir reklam uygulaması ile desteklenmiş oldu.
Reklam Ajansı: Santa Clara, Brezilya
Evet buraya kadar herşey güzel, fakat Polaroid tutkunları için bu sadece bir başlangıç. Mesela, Polaroid makinelerin yaygın olarak kullanıldığı yıllarda, tüketiciler polaroid fotoğraf ya da fotoğraf sözcükleri yerine direkt olarak “polaroid” kelimesini kullanmaktaydılar. Böyle anlamlı bir geçmişi olan markanın, geçmiş zamanlarda nasıl ünlü fotoğrafçılarla kendini pazarlayabildiğini, nasıl Andy Warhol gibi bir adamın katıldığı her davete elindeki Polaroid makinası ile gittiğini hatırlayınca, bu tarz reklam uygulamalarının daha da ciddi kurgulanmış projelerle desteklenmesi gerektiğini savunmak istiyorum. Gelişen fotoğraf teknolojisi ve buna bağlı piyasa hareketlenmelerine rağmen, meraklılarının desteğini kaybetmemiş nadir markaların bu tarz etkileşimleri tüketicisine daha fazla yaşatması gerekmektedir. Bireysel anlamda projeleri desteklemeleri bile gerekir.
Polaroid, hiç bir zaman çok iyi çekimler yapan bir makina olmadı, ama partilere, kutlamalara renk katan bir eğlence unsuru olarak kabul ediliyordu, hala da ediliyor. Kullanıcıya daha da fazlasını verebilir. Kişesel beklentim budur. Her mekanda bir polaroid makinası olmalıdır. Elinde ” şip şak foto” dye bağıranlar değil tabii. Dünya genelinde etkileşimler başlatılmalıdır. Hatta polaroid bir reklam mecrası bile olmalıdır…
Staedtler : Take Note
Dünya pazarında lider bir konuma sahip, dayanıklı yazım ve çizim gereçleri üreten Staedtler firması, Avustralya genelinde başlattığı viral kampanyada oldukça başarılı olmuşa benziyor. Take Note adlı kampanya ve onun için hazırlanmış micro sitede ziyaretçiler el yazısıyla yazılmış notlar oluşturabiliyorlar. Oluşturdukları notları “Arkadaşıma - Yabancıya - Kendime ” gibi üç farklı kategoride seçim yaparak gönderme şansı yakalayan katılımcılar, Staedtler gibi bir markanın da arkasına sığınarak kendi hayatlarından notları tüm Avustralya ile paylaşıyorlar. İyi fikir!…
Media Markt : Pazarlama Gafı
25 Eylül 2007 - saat 08:00′da açılışı yapılan Media Markt Ümraniye mağazası, Türk tüketicisinin gösterdiği yoğun ilgi nedeniyle satışlarını geçici olarak durdurdu. Avrupa’nın en büyük elektromarket zinciri Media Markt’ın Türkiye’deki açılışı için düzenlediği kampanya, tüketiciler tarafından büyük ilgiyle karşılandı. 28 Eylül 2007 Cuma tarihine kadar sürdürülmesi planlanan kampanya, promosyonlu ürünlerin stoklarının tükenmesi sebebiyle ilk gün sonlandırıldı.
Bu aslında bugün itibariyle gereğinden fazla konuşulmasına sebep olacak pazarlama gafının haberlere yansımış kısmıdır. Türkiye genelindeki tüm TV kanalları bu açılışı “ İzdiham - Rezillik - Teknoloji Magandalığı - Kalabalık Kuyruklar ” gibi etiketlerle sundular. Sabahın erken saatlerinde kuyruklarda bekleyenler, zaman geçtikçe ve istediklerine ulaşamayınca kavga bile ettiler. Bayılanlar, yumruklaşanlar, gözlerine biber gazı sıkıldığını iddia edenler… neler neler! Sonrasında içeriye yarısı bile açılmamış kepenklerden girmeyi başaranlar stokları tüketti. 3 gün sürmesi hesaplanan satışlar 1 günde bitti. Ürünler satıldı. Tüketici lanet etti. Alışveriş yapmayı başaranlar da o günü hatırlamak istemeyeceklerdir.
Avrupa’da açtığı her mağazanın ilk günü, seçtiği belli ürünlerde kampanya yapan Media Markt mağazaları, diğer ülkelerde de ilk gün büyük bir ilgi ile karşılaşmakta… Yani aslında bunlar tipik tüketici davranışları. İnsanlar mağaza önlerinde sabahlıyorlar, ve neredeyse %50 oranında indirimleri kaçırmamak için itişmeler - kakışmalar yaşıyorlar. Fakat bu müşteri odaklı pazarlama konsepti gerekli düzenlemeler yapılmazsa Türk insanını çıldırtır. Sen istersen bu işi 70′li yıllardan beri yap, anında ” Kandırmaca kardeşim” lafını yersin.
Yeni pazara girerken, o ülke’nin kodları okunur. Sen Türk insanını ” Natasha” diye okumayı nasıl becerdin? İstanbul genelindeki bilboardlara yansıyan Nataşalı reklamında, “25 Eylül’den itibaren tıpkı Natashalar gibi en çekici aletleri aynı çatı altında bulacaksınız” sloganına ne oldu ? Türkiye’nin en çekilmez görüntülerine sebep oldun… Kendini duyurmada başarılı olduğun kadar, sunumda da başarılı olmalıydın.
İşte, bu ve buna benzer karmaşalar, önüne gelene ” Reklamın iyisi-kötüsü olmaz” gibi yersiz söylemleri söyletmeyi başarmıştır. Fakat sadece söyletmeyi başarır, başka bir işe yaramazlar. Bu sadece çılgın bir alışveriş konseptidir ve tüm dünya’da aynı etkiyi yaratmaktadır. İnsanlar çılgın gibi alışveriş yapmaya alıştılar. Türk insanı da tüketmeyi sever de, çıldırmayı pek sevmez… Sorun orada…
Kale Kilit 2005 kampanyası
Kale Kilit 2005 kampanyasını basın ve outdoor olmak üzere iki mecrada başlattı. Marka bilinirliği yüksek olduğu ifade edilen Kale Kilit’in kampanya amacı, olumlu bir yaklaşım ve yumuşak ses tonuyla markayla tüketici arasında sıcak bir bağ kurmak. Kale Kilit’in güvenilirliğini doğrudan bir anlatımla ortaya koyan kampanyanın hedefi marka değerini artırmak. Maddi değerler kadar maneviyatı da ön planda tutan kampanyanın görselleri herkesin kendi hayatından bir şeyler bulacağı nesneler. “Sevdikleriniz güvende” başlığının kullanıldığı kampanyanın yaratıcılığı ve yüksek frekansı sayesinde gözden kaçmasına imkân yok. Yaz aylarının renkleriyle örtüşen ilanlar, interaktif yapısıyla da akılda kalıcılığı hedefliyor.