Internet, pazarlamayı baştan yarattı. Çok değil, pazarlamaya dair 15 yıl önce bildiğimiz çoğu şey bugün doğru değil... Tüm bunların suçlusu(!) ise Internet...
Geçmişten bugüne, hangi kilometretaşları aşıldı, neler yaşandı da bu noktaya gelindi; tüm bunları hep birlikte hatırlamaya çalışmaktan ziyade günümüze ve geleceğe bakarak yorum yapmayı yeğliyorum.
Yine de biraz kıyas yapmakta fayda var: Bundan 10 sene önce web sitesi, tamamen IT işiydi. Neticede işin içinde bilgisayar ve “acayip yazılımlar” vardı. Server, domain, ISP, browser ve saire; yeterince karmaşıktı ve bunu halletse halletse IT departmanları hallerdi. Zaten ne gerek vardı; web sitesi dedikleri, “online kartvizit”ten öte bir şey değildi...
İşte hem dünya hem de Türkiye o günlerden bu günlere geldi... İnternet konusundaki yönetimsel çalışmaların, sırf işin içinde ‘bilgisayar teknolojileri’ olduğu için bilgi işlem departmanlarına devredildiği günler ne mutlu ki artık geride kaldı. Günümüzde markalar, web tabanlı projeleri, ‘entegre pazarlama iletişimi’ çalışmalarının önemli bir parçası olarak görmeyi öğreniyor gibiler… İnternetin aslında bir ‘pazarlama iletişimi aracı’ olduğunun en sonunda ‘öğrenilmesi’ sayesinde, bu yaklaşım yerini artık doğru yapılanmalara bırakmaya başladı.
Markaların, kendilerine uygun ve doğru bir yapı oluşturabilmeleri için öncelikle İnternet merkezli çalışmalarında nasıl bir strateji uygulanacakları konusunda net kararlar vermeleri gerekiyor. Günümüzde İnternetin sunduğu olanaklarla yapılabilecekler neredeyse sınırsız olduğu için, bu vizyon doğrultusunda çizilecek yön de çok önemli… Bir örnek vermek gerekirse, İnternet yoluyla online olarak ürün ve hizmet satacak bir şirket ile algı yönetimi çerçevesinde markasına değer katacak şık ve bilgi yoğun bir web sitesini tercih eden bir şirketin İnternet yönetimi için kurguladığı organizasyon yapısı, insan kaynağı miktarı ve niteliği hiç kuşkusuz ki aynı olmayacaktır. Bunun da ötesinde, pazarlama iletişiminde İnternet mecrasına verilecek ağırlığın miktarı da bu yönetimi etkileyecek unsurlar arasında bulunuyor.
Nasıl bir organizasyon?
Aslında, İnternetin yanlış bir yapı ve insan kaynağı ile yönetilmesi sorunu, tek başına İnternet kaynaklı bir sorun olarak karşımıza çıkmıyor. Zira, etkili İnternet yönetimi için gereken doğru organizasyon yapısı, diğer iletişim çalışmalarının yönetimini de doğrudan etkiliyor.
Öncelikle, ‘pazarlama iletişimi’ faaliyetlerinin başlı başına bir uzmanlık alanı olduğu gerçeğini kabul ederek yola başlamak gerekiyor. İşte buradan hareketle, şirketlerin iç ve dış müşterileriyle temas kurduğu / çift taraflı etkileşim içine girdiği tüm mecraların ve bu mecralara bağlı çalışmaların tek bir merkezden yönetilmesi gereği ortaya çıkıyor. İşte bu merkez, tamamen ‘pazarlama iletişimi’ odaklı çalışmaları yönetecek bir yapı olarak şekilleniyor.
Yukarıda ‘iç ve dış müşterilere temas edilen her nokta’ diye tabir ettiğimiz ve ‘pazarlama iletişimi’ çerçevesi içine giren alanlara kısaca bir göz gezdirelim:
TV ve radyo reklamları, basılı mecralar için ilan çalışmaları, sponsorluklar, PR çalışmaları, tüm basılı ve görsel –diğer- materyaller, kurum kimliği çalışmaları, bayi dekorasyonu, fuar ve benzeri etkinlikler, POP materyalleri ve tabii ki İnternet!
Pazarlama bakış açısıyla, tek elden İnternet yönetimi
Şimdi de asıl konumuza, yani İnternete odaklanalım… Buraya kadar, hep İnternetin önemli bir pazarlama iletişimi aracı olduğunun altını çizdik. İşte bu nedenle, kurumsal anlamda İnternet yönetiminin, kurumsal pazarlama iletişiminde kullanılan diğer araçlarla birlikte yönetilmesi gerekiyor. Tabii ki, bu konuda yetkin bir insan kaynağı ile…
Şirketlerin büyüklüklerine göre ideal yapı değişiklik gösterebilmekle birlikte, sonuç olarak karşımıza şöyle bir yapı çıkıyor: Şirketin tüm birimleriyle dirsek temasıyla çalışacak merkezi bir pazarlama iletişimi departmanı ve bu departman içinde belli konulardan sorumu birimler... İnternet ve İnternet merkezli interaktif pazarlama çalışmalarının ise, mutlak surette, bu birimlerden birinin tek sorumluluğu olarak tanımlanması gerekiyor.
Günümüzde, bu oluşumun gereğini özümseyen ve benzer organizasyon biçimlerini uygulayan şirketler, interaktif pazarlamadan sorumlu birimlerini e-trade, e-ticaret, e-commerce, e-marketing, e-pazarlama gibi isimlerle adlandırıyorlar. Aslında, şirketlerde yukarıda ifade ettiğimiz bu yapının oluşması bir ‘seçenek’ değil, bir ‘zorunluluk’ gibi görünüyor. Özellikle de İnternet özelinde yapılabilecek çalışmaların kapsamı dikkate alındığında…
Internet mecrasını yönetenler...
Böyle bir yapıda, İnternet ve interaktif mecralardan sorumlu birimin bazı sorumluklarına kısaca bir göz gezdirelim:
» Tüm İnternet odaklı çalışmaları yaratıp uygulayacak ajans(lar) ile ilişkilerin yürütülmesi
» Şirket / markanın web sitesinin iş ve iletişim hedeflerinin belirlenmesi ve bu doğrultuda bir web sitesi hayata geçirilmesi
» Web sitesi yayınının denetimi, yönetimi ve beslenmesi
» Site güncellemeleri ve siteyi besleyecek bilgilerin derlenmesi konusunda kurum içi bilgi akışının sağlanması ve koordinasyonu
» Süregelen iletişim çalışmalarının interaktif mecra için uyarlanması ya da buna paralel yeni konseptler tasarlanması ve uygulanması
» Çeşitli interaktif uygulamalarla birebir pazarlama için hedef kitle verisi toplanması ve CRM veritabanı oluşturulması / yönetimi
» Online medya planlaması
» Sektörün ve rakiplerin İnternet mecrasındaki faaliyetlerinin takibi ve analizi
» Orta ve uzun vadeli İnternet stratejilerinin belirlenmesi
» Performans değerlendirme ve raporlama
» Veritabanı analizi ve hedefe yönelik interaktif birebir pazarlama projelerinin tasarlanması ve uygulanması
Bu departman içinde görevlendirilecek insan kaynağının önemi de unutulmamalı… Bu kaynakların,
» İletişim ve pazarlama alanında donanımı olmalı
» İnternet ve ‘internet kanalıyla kurumsal pazarlama iletişimi’ hakkında bilgi birikimi olmalı
» Bilişim konusundaki değil, iletişim veya pazarlama alanındaki uzmanlıkları öncelikli önemi taşımakla birlikte aynı zamanda internet ve bilgi teknolojileri konusunda da donanımlı kişiler bu pozisyon için daha uygundur.
Online mecra ve yol haritası...
Türkiye, internet kullanıcısı sayısı açısından dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri. 2005 kesin rakamları 16 milyon civarlarındaydı, bugün 20 milyonun üzerinde olduğunu biliyoruz... Penetrasyon ise henüz çeyrek düzeylerinde, bunda da iş yerlerindeki bağlantıların çok çok büyük etkisi var. Bu da iki önemli sonuç doğuruyor: Meşhur “ortadirek” segmentinde ve kırsal hanelerde penetrasyon ülke ortalamasının çok altında, ama iş yerlerindeki erişim yoğunluğu dolayısıyla markaların “ağzını sulandıracak” profilde insanlar online durumda!
Geçtiğimiz aylarda yaptığımız ve interaktif kampanyalara katılmış tüm tekil kişilerin profilini ortaya koyduğumuz araştırmamızda bizim için mutluluk verici, reklamverenler için ise ağız sulandırıcı bir sonuçla karşılaşmıştık. 350 bin kişinin üzerinde bir grup üzerinde yapılan araştırmaya göre bu kitlenin %52’si gibi bir çoğunluğu 25 -35 yaş grubunda yer alıyor. Bu grubunun tam %55'i üniversite mezunu. Kadın oranı ise, inanılmaz biçimde, %52... (Sanılan tam tersidir)
Yukarıda profilini ortaya koymaya çalıştığım bu kitleye erişerek onların satın alma kararlarını etkilemeyi istemeyecek bir marka yoktur diye düşünüyor ve başka bir parametreyi daha kısaca irdelemek istiyorum şimdi de: Etki
Küçük ve keyifli bir test yardımıyla şu ‘etki’ ne derecede güçlüdür kabaca bir bakalım… Yanıtlarken samimi olun ve lütfen meslek erbabı olarak değil, son kullanıcı gibi davranın!
1) Bir markaya ait aşağıdakilerden hangisini bakıp inceleyerek daha çok vakit geçirirsiniz?
a. TV reklamını
b. Gazete / dergi ilanını
c. Açıkhava reklamlarını
d. İnternet sitesini
2) Bir marka / firmanın bir ürün ya da hizmeti hakkında bilgilenmek için ne yaparsınız?
a. Telefon ederim
b. Mektup yollarım
c. İnternet sitesini ziyaret ederim
İlk soruyu d, ikincisini ise c olarak yanıtladıysanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz…
İnterneti doğru konumlandırmak
Etki üzerinde dururken diğer mecralara karşı kılıç kuşanıyor gibi bir izlenim uyandırmışsam emin olun ki niyetim kesinlikle bu değil; ama geleceğim nokta şudur:
“İnternet, entegre pazarlama iletişimi için kullanılması mecburi olan eşit değerdeki mecralardan sadece biridir”
Anlayan çoktan anladı ama işimizi garantiye alıp biraz daha açalım: İletişim stratejileriniz çerçevesinde mesajlarınızı doğru ve etkin biçimde hedef kitlenize iletmek istiyorsanız, gazete, dergi, outdoor, TV, İnternet ve diğer mecraları, kendi doğalarına uygun yöntemlerle ve dengeli bir ağırlıkta kullanmanız gerekir. Bu denge de markaya, ürüne/hizmete göre farklılaşır. Buradaki diğer bir anahtar cümle de şu: “Doğalarına uygun yöntemlerle”
Gazete ve dergiler için hazırladıkları ilanların aynısını yeniden boyutlandırarak portallarla banner olarak veren marka yöneticileri lütfen beni affetsinler; çünkü buna ‘interneti kullanmak’ demek mümkün görünmüyor! İnternetin en etkin biçimde nasıl kullanılabileceği konusu, zaten bizim gibi ajanslardan yardım alınması gereken 10 puanlık uzman sorusudur, ancak ipucu vermeden de edemiyorum: İnternetin sihirli değneğini kullanın: “İnteraktivite”
Zurnanın “zırt”ladığı yer: Bütçeler
Bakınız, uzun uzun araştırmalar ve verilerle can sıkmak istemem ama ülkemizde hâlâ reklam ve pazarlama harcamalarının yüzde 1-2’si gibi bütçelerle online faaliyetlerini yürütmeye çalışıyor markalar. ABD tarafına kafamızı çevirdiğimizde çift haneler görüyoruz.
Hâlâ “deneyelim”, “test edelim”, “durun daha yavaş yavaş”, “mecradan emin değilim”, “ATL mecralardan şaşmam” gibi tereddütleri sürdürenler için yarın çok geç olacak.
Yine ABD merkezli bir araştırmayla sabittir ki, bütçeyi artırmadan sadece online tarafa ayrılan bütçenin oranını artırmak, marka bilinirliğini artırma konusunda öncekine oranla çok daha fazla etki yaratıyor.
Herkes emin olabilir, Türkiye’de internete pazarlama odaklı bakış açısı, bir çok ülkeden daha iyi durumda. Yapılan işlerin kalite düzeyi de dünya kalitesinde; hatta bazı markalarımız için yaptıklarımız, global anlamda best case olarak gösteriliyor. Ama kesin olan bir şey var: Hem daha iyi ve kaliteli online projeler yaratmak, hem de ülkemizde internete çağ atlatmak için markalara büyük görev düşüyor. Lütfen göz ardı etmeyin, kendinize doğru partnerleri seçin ve online operasyonlara akıllı planlamalarla, kabul edilebilir düzeyde bütçeler ayırın...
İşte yol haritası
Online mecrayı diğer mecralarınızla senkronize tutma, vermeniz gereken tüm bilgileri verme, Google’da doğru arama kelimeleriyle kolayca bulunabilme, ziyaretçilerin sizle rahatça iletişim kurabilmelerini sağlama gibi olmazsa olmaz ilk adımları attıktan sonra markalar, online varlığını kullanarak “kendilerini seven, sadık tüketiciler ve marka elçileri yaratma hedefine doğru yürümelidirler. Bu hedefe giden yol uzun ama keyiflidir:
- Hedef kitleyi kendine çek
- Deneyim yaşat
- Karşılıksız faydalar sun
- Onlara her an ulaşabilme yeteneği kazan
- Eğlendir
- Ödüllendir
- Diyalog içinde ol
- Seni şekillendirmelerine izin ver
- Bire bir, fayda sunan, akıllı online pazarlama yöntemleri uygula
- Sadakat sağla, sev, sevil...
- Online mecrada seni koruyup kollayacak, şövalyeliğini yapacak yüzbinlerce savaşçıya sahip ol!
Unutmayın!
Online platformlar, 24 saat açık nöbetçi pazarlama iletişimi pencerenizdir. Orda ne varsa, o sizsiniz. Orada ya varsınız, ya yoksunuz...
Yapın:
- Online stratejileri geliştirir ve bütçeleri tasarlarken online mecrayı da kendi içinde üçe ayırın. Çünkü bunlar gerçekten farklıdır: Online communication Online marketing Online advertising
- Online mecrada albeniniz olsun. Göze güzel görünün
- Ama sitenize pazarlama aracı gözüyle bakın; sanat eseri ya da teknoloji harikası olarak değil
- Kafa karıştırmayın
- Tasarım ve içeriğinizle algıyı istediğiniz noktalara odaklayın
- Arandığınızda kolayca bulunun
- Ziyaretçilerin sitede kaybolmalarına izin vermeyin
- Dinleyin, anlayın, mutlaka geri dönün
- Ziyaretçilerin online platformlarınıza katkıda bulunmalarına izin verin, hatta teşvik edin
- Onlara iyi vakit geçirtin, eğlendirin
- Ödüllendirin
- Kendilerini değerli hissetmelerini sağlayın
Yapmayın:
- Ziyaretçilere “kişisel bilgilerini isteyen bir canavar” gibi görünmeyin
- Eğlendirme iyi niyetiyle onları aptal yerine koymayın
- Sitenizde her şeyi aynı anda söylemeye ya da her konuya aynı anda yer vermeye yeltenmeyin
- Diğer mecralarla senkronize olmayı, reklâm filminizi siteye upload etmek ya da gazete ilanını JPEG formatında site açılışına pop-up olarak koymak olarak algılamayın
- “İletişim kurayım” heyecanıyla haftada 2-3 kez e-posta yollamaya kalkmayın. Inbox’lara tecavüz etmeyin
- İnsanları ensesinden tutup zorla içeri sokmaktansa, öyle nefis bir çiçek olun ki etrafınıza tam da sizin işinize yarayacak türden arılar doluşsun...
Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mayıs 2008 Pazartesi
İnteraktif Kariyer...
Gelecek için bu konudaki öngörüleriniz neler?
Bu sorunun yanıtı aslında diğer soruları doğrudan ilgilendiriyor; çünkü gelecekteki manzara (tüm reklam, pazarlama iletişimi ve interaktif ajanslar evreninde) bence şöyle:
Bir yanda reklamcılık ve pazarlama iletişimi uzmanlığı çerçevesinde müşterilerine tam hizmet veren ve yurtdışı merkezli global ağlara bağlı ajans grupları (süper lig), bir yanda kendi uzmanlık alanlarında başarılı olan ve kendi aralarında kalıcı ya da dönemsel sinerjiler yaratmayı başarabilmiş ‘top’ ajanslar (süper lig), bir diğer yanda da düşük bütçelere sahip küçük ve orta ölçekli müşterilere hizmet verecek 1. Lig ajansları. Unutmadan, daha sonrasında 2. Lig yok, doğrudan 3. Lig seviyesine iniyoruz; onların ise İstanbul’da bile müşterileri yok.
İnteraktif ajans kurmak ya da interaktif ajansta çalışmak isteyenler ne gibi olumlu ve olumsuz durumlarla karşılaşıyorlar?
Vizyonunuz ve hedefleriniz belli değilse, kendinizi doğru konumlandıracak stratejileri belirlemediyseniz, ne kadar donanımlı olursanız olun her kariyer hamlesinde zorlanırsınız.
“Haydi biz de ajans kuralım” diyerek biraraya gelmiş üç-beş yetenekli genç için (yakın geleceği görme yeteneğine ve yaratıcılıktan öte donanımlara sahip kişiler dışında) önümüzdeki 10 yılda yukarıda bahsettiğim Süper Lig bence hayal... Tabi bu, kendi yolunda yürümek isteyenler için geçerli bir yorum...
İnteraktif ajanslarda çalışmak söz konusu olunca, aslında, alanında uzman kişilere aç bir sektörden bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekir öncelikle... Eğer bir interaktif ajans içindeki özellikle nadir insan yetişen bir pozisyon için uygunsanız, iş bulmakla uğraşmaktan ziyade ajans seçme lüksüne bile sahip olabilirsiniz. Klasik ajanslardaki pozisyonlarla interaktif ajanslardaki pozisyonların kesişim kümesi için durum daha farklı... Sanırım en büyük sıkıntı da bu kesişim kümesinde...
Kreatif ajansta çalışanlarla interaktif ajansta çalışanlar arasında ne gibi niteliksel farklar olmalı?
Teknoloji ile ilgili tüm pozisyonlar ve interaktif iletişim tasarımı uzmanlığı interaktif sektöre özgün uzmanlıklar. Bu pozisyonlara dair nitelikler zaten bu sorunun yanıtına dahil edilmemeli. Müşteri, strateji & pazarlama gibiekiplerde çalışmak isteyenler için ise şu cümle kurulabilir: Diğer yaratıcı ajanslardaki meslektaşlarınızın bildiklerini bilmeli, üstüne bir de müşterinize “online marketing” danışmanlığı yapabilecek donanımda olmalısınız. Üstelik onlardan daha az kazanacaksınız. Bu can sıkıcı cümleyi, ilgili soru sonrasında açacağım.
Kreatif ajansla interaktif ajans arasında ne gibi yapısal farklılıklar var?
İş süreçlerindeki bazı farklılıklar dışında aslında büyük yapısal farklar yok; hatta olmamalı da...
Çalışanlar açısından kreatif ajansta çalışmayla interaktif ajansta çalışma arasında ne gibi farklar var? (Maaş, ortam vs… )
İlk soruda bahsettiğim Süper Lig’de yer almasına kesin gözüyle bakabileceğiniz (interaktif ya da değil) tüm ajanslardaki ortam birbirine yakındır, ya da zamanla birbirine iyice yaklaşacaktır.
Ücretlerle ilgili ise bugün ve yarını arı ayrı ele almak lazım:
Az önce sözünü ettiğim iki tip ajanstaki pozisyonların kesişim kümesi dışında kalan interaktif ajans pozisyonlarında görev yapan elemanların şu an hak ettikleri ve onları tatmin edecek maaşlara sahip olduğu kanaatindeyim. Bu tespitimde sadece özel ve nadir kaynak bulunan uzmanlıklara dair maaşların yeterli düzeyde olmadığı tartışılabilir. Kesişim kümesi içinde ise interaktif ajanstakilerin daha az kazandıkları bir gerçek. Bu tablo da, ilk sorunuza verdiğim yanıtta resmettiğim yakın gelecekle birlikte değişecektir.
İnteraktif ajanslarda nitelikli eleman sıkıntısı yaşanıyor mu? En çok hangi konuda eleman sıkıntısı yaşanıyor? Kreatif mi teknik mi?
Teknik tarafta sorun daha az ama bu tespit sadece var olan teknolojileri kullanan - uygulayan üretim ekibi için geçerli. AR-GE yapacak, sektörde ilkleri deneyecek, gerçekleştirecek, en yeni teknolojilere herkesten önce hakim olan kişiler tabi ki zor bulunanlar arasında... Action Scripting olarak bilinen uzmanlığa sahip kişiler de sektörde kolay bulunmuyor. Tasarım tarafında da online iletişim tasarımı vizyonunun yanında başarılı ve özgün çizgilere sahip insanlar bulmak da hiç kolay değil.
Genelde interaktif ajanslarda çalışanlar nerelerden mezun kişiler?
Pozisyonlara göre çok farklı eğitimlere sahip arkadaşlarla birlikte çalışıyoruz. Tasarım tarafında iletişim tasarımı, güzel sanatlar; müşteri tarafında sosyal bilimler, teknoloji tarafında mühendislik ve diğer fen dalları, strateji & pazarlama tarafında ise iletişim ve pazarlama eğitimleri ön plana çıkıyor.
Bu sorunun yanıtı aslında diğer soruları doğrudan ilgilendiriyor; çünkü gelecekteki manzara (tüm reklam, pazarlama iletişimi ve interaktif ajanslar evreninde) bence şöyle:
Bir yanda reklamcılık ve pazarlama iletişimi uzmanlığı çerçevesinde müşterilerine tam hizmet veren ve yurtdışı merkezli global ağlara bağlı ajans grupları (süper lig), bir yanda kendi uzmanlık alanlarında başarılı olan ve kendi aralarında kalıcı ya da dönemsel sinerjiler yaratmayı başarabilmiş ‘top’ ajanslar (süper lig), bir diğer yanda da düşük bütçelere sahip küçük ve orta ölçekli müşterilere hizmet verecek 1. Lig ajansları. Unutmadan, daha sonrasında 2. Lig yok, doğrudan 3. Lig seviyesine iniyoruz; onların ise İstanbul’da bile müşterileri yok.
İnteraktif ajans kurmak ya da interaktif ajansta çalışmak isteyenler ne gibi olumlu ve olumsuz durumlarla karşılaşıyorlar?
Vizyonunuz ve hedefleriniz belli değilse, kendinizi doğru konumlandıracak stratejileri belirlemediyseniz, ne kadar donanımlı olursanız olun her kariyer hamlesinde zorlanırsınız.
“Haydi biz de ajans kuralım” diyerek biraraya gelmiş üç-beş yetenekli genç için (yakın geleceği görme yeteneğine ve yaratıcılıktan öte donanımlara sahip kişiler dışında) önümüzdeki 10 yılda yukarıda bahsettiğim Süper Lig bence hayal... Tabi bu, kendi yolunda yürümek isteyenler için geçerli bir yorum...
İnteraktif ajanslarda çalışmak söz konusu olunca, aslında, alanında uzman kişilere aç bir sektörden bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekir öncelikle... Eğer bir interaktif ajans içindeki özellikle nadir insan yetişen bir pozisyon için uygunsanız, iş bulmakla uğraşmaktan ziyade ajans seçme lüksüne bile sahip olabilirsiniz. Klasik ajanslardaki pozisyonlarla interaktif ajanslardaki pozisyonların kesişim kümesi için durum daha farklı... Sanırım en büyük sıkıntı da bu kesişim kümesinde...
Kreatif ajansta çalışanlarla interaktif ajansta çalışanlar arasında ne gibi niteliksel farklar olmalı?
Teknoloji ile ilgili tüm pozisyonlar ve interaktif iletişim tasarımı uzmanlığı interaktif sektöre özgün uzmanlıklar. Bu pozisyonlara dair nitelikler zaten bu sorunun yanıtına dahil edilmemeli. Müşteri, strateji & pazarlama gibiekiplerde çalışmak isteyenler için ise şu cümle kurulabilir: Diğer yaratıcı ajanslardaki meslektaşlarınızın bildiklerini bilmeli, üstüne bir de müşterinize “online marketing” danışmanlığı yapabilecek donanımda olmalısınız. Üstelik onlardan daha az kazanacaksınız. Bu can sıkıcı cümleyi, ilgili soru sonrasında açacağım.
Kreatif ajansla interaktif ajans arasında ne gibi yapısal farklılıklar var?
İş süreçlerindeki bazı farklılıklar dışında aslında büyük yapısal farklar yok; hatta olmamalı da...
Çalışanlar açısından kreatif ajansta çalışmayla interaktif ajansta çalışma arasında ne gibi farklar var? (Maaş, ortam vs… )
İlk soruda bahsettiğim Süper Lig’de yer almasına kesin gözüyle bakabileceğiniz (interaktif ya da değil) tüm ajanslardaki ortam birbirine yakındır, ya da zamanla birbirine iyice yaklaşacaktır.
Ücretlerle ilgili ise bugün ve yarını arı ayrı ele almak lazım:
Az önce sözünü ettiğim iki tip ajanstaki pozisyonların kesişim kümesi dışında kalan interaktif ajans pozisyonlarında görev yapan elemanların şu an hak ettikleri ve onları tatmin edecek maaşlara sahip olduğu kanaatindeyim. Bu tespitimde sadece özel ve nadir kaynak bulunan uzmanlıklara dair maaşların yeterli düzeyde olmadığı tartışılabilir. Kesişim kümesi içinde ise interaktif ajanstakilerin daha az kazandıkları bir gerçek. Bu tablo da, ilk sorunuza verdiğim yanıtta resmettiğim yakın gelecekle birlikte değişecektir.
İnteraktif ajanslarda nitelikli eleman sıkıntısı yaşanıyor mu? En çok hangi konuda eleman sıkıntısı yaşanıyor? Kreatif mi teknik mi?
Teknik tarafta sorun daha az ama bu tespit sadece var olan teknolojileri kullanan - uygulayan üretim ekibi için geçerli. AR-GE yapacak, sektörde ilkleri deneyecek, gerçekleştirecek, en yeni teknolojilere herkesten önce hakim olan kişiler tabi ki zor bulunanlar arasında... Action Scripting olarak bilinen uzmanlığa sahip kişiler de sektörde kolay bulunmuyor. Tasarım tarafında da online iletişim tasarımı vizyonunun yanında başarılı ve özgün çizgilere sahip insanlar bulmak da hiç kolay değil.
Genelde interaktif ajanslarda çalışanlar nerelerden mezun kişiler?
Pozisyonlara göre çok farklı eğitimlere sahip arkadaşlarla birlikte çalışıyoruz. Tasarım tarafında iletişim tasarımı, güzel sanatlar; müşteri tarafında sosyal bilimler, teknoloji tarafında mühendislik ve diğer fen dalları, strateji & pazarlama tarafında ise iletişim ve pazarlama eğitimleri ön plana çıkıyor.
Advergame her zaman en iyi çözüm değildir!
Online dünyada markalarca sıklıkla kullanılan ve önemli pazarlama araçlarından biri olan advergame, özellikle son dönemlerde bilen-bilmeyen herkesin dilinde. Peki nedir bu advergame? Aradığınız ilacı bulduğunuza emin olmadan önce yazımızı okumanızda fayda var...
(Pazarlama Dünyasında yayımlanmak üzere hazırladığım yazının tam metnidir)
Önce deşifre:
advertisement (reklam) + game (oyun) = advergame
Şimdi de konunun özüne inmeden önce reklam dünyasına biraz daha yukardan bakıp bazı tespitlerde bulunalım:
Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklam görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır)
Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?
Severek ve isteyerek muhatap olduğumuz söylenemez reklamlarla... Online medyada da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklamsız versiyon’larını özel üyelik paketleriyle satıyor… Peki pazarlama iletişimcileri ne yapacak?
Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”
Online kitle 3+1 temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + mükâfat.
İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olarak sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirdi.
Bu arada 3 + 1 formülünü biraz açayım: 3’lü grup kadayıf, artısı da kaymaktır.
advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir fakat ne her online oyun advergame’dir, ne de her advergame tek başına bir kampanya olabilir.
advergame odaklı bir çözüme ihtiyacınız olduğuna emin misiniz?
Aşağıdaki soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorsanız, doğru tasarlanmış bir advergame sizin markanız için de doğru çözüm olabilir demektir:
- Belirli bir ürün / ürün grubu ya da hizmetin dönemsel iletişimini mi yapmak istiyorsunuz?
- İletişimini yapmayı tasarladığınız ürün / ürün grubu ya da hizmetlere dair doyurucu bilgileri de içinde barındıran, güncel ve günümüz internet dünyasının hem tasarımsal hem de teknolojik anlamda gerisinde kalmayan bir web siteniz var mı?
- Hem geniş kitlelere ulaşmayı, hem ürün / hizmetinizle ilgili akılda kalıcı mesajlar vermeyi, hem de sizinle online dünyada temas kuran kişileri kayıt altına almayı mı istiyorsunuz?
- Kurumunuz, değerli veritabanlarını, izinli pazarlama etik kodu çerçevesinde, çeşitli pazarlama iletişimi çalışmalarında doğru biçimde kullanabilme yeteneğine sahip mi?
- Böyle bir proje için hem prodüksiyon, hem online medya satın alma hem de muhtemel ek hosting & bant genişliği maliyetleri için yeterli bütçeniz var mı?
Diyelim ki hepsine “evet” dediniz ve bu konuda harekete geçtiniz. Fakat hiç bir zaman akıldan çıkmaması gereken şu kontrol listesini göz önünde bulundurmakta fayda var. İşte bir online kampanyanın merkezinde yer alabilecek özelliklere sahip bir advergame’in sahip olması gereken özellikler:
- Görsel anlamda çekici ve beğeni uyandırıcı olmalı
- Kurgusu ne çok zor ne de çok basit olmalı
- Eğlendirmeli
- Uzun sürmemeli
- İletişimi yapılması istenen ürün veya hizmetlerle ilgili deneyim yaşatmalı ve bilgilendirmeli
- Bir üst maddedeki görevi yerine getirirken sıkıcı olmamalı, bunun için yaratıcı yöntemler kullanmalı
- Tüm yönleriyle düşünülmüş bir online kampanyanın merkezinde yer almalı ve online reklamlarla geniş kitlelere duyurulmalı
- İyi tasarlanmış bir veritabanı mimarisine bağlanmış olmalı
- Hedef kitlenizi kendine çekecek ödüllere bağlanmalı
- Güven unsurunu pekiştirmek için ödüllendirme mekanizmalarında ya Milli Piyango İdaresi izni olmalı ya da katılan herkesin faydalanabileceği bir promosyon / ödüllendirme mekanizması olmalı
Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:
Sakın...
- Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın
- Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin
- Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin
- Hiç bir süreci fazla uzatmayın
- Kendinizi tekrarlamayın
- Advergame aracının “siteye basit bir oyun koyup buna bir ödül bağlamaktan” ibaret olmadığını aklınızdan çıkarmayın
- Katılımcılarınızdan elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin
(Pazarlama Dünyasında yayımlanmak üzere hazırladığım yazının tam metnidir)
Önce deşifre:
advertisement (reklam) + game (oyun) = advergame
Şimdi de konunun özüne inmeden önce reklam dünyasına biraz daha yukardan bakıp bazı tespitlerde bulunalım:
Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklam görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır)
Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?
Severek ve isteyerek muhatap olduğumuz söylenemez reklamlarla... Online medyada da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklamsız versiyon’larını özel üyelik paketleriyle satıyor… Peki pazarlama iletişimcileri ne yapacak?
Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”
Online kitle 3+1 temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + mükâfat.
İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olarak sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirdi.
Bu arada 3 + 1 formülünü biraz açayım: 3’lü grup kadayıf, artısı da kaymaktır.
advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir fakat ne her online oyun advergame’dir, ne de her advergame tek başına bir kampanya olabilir.
advergame odaklı bir çözüme ihtiyacınız olduğuna emin misiniz?
Aşağıdaki soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorsanız, doğru tasarlanmış bir advergame sizin markanız için de doğru çözüm olabilir demektir:
- Belirli bir ürün / ürün grubu ya da hizmetin dönemsel iletişimini mi yapmak istiyorsunuz?
- İletişimini yapmayı tasarladığınız ürün / ürün grubu ya da hizmetlere dair doyurucu bilgileri de içinde barındıran, güncel ve günümüz internet dünyasının hem tasarımsal hem de teknolojik anlamda gerisinde kalmayan bir web siteniz var mı?
- Hem geniş kitlelere ulaşmayı, hem ürün / hizmetinizle ilgili akılda kalıcı mesajlar vermeyi, hem de sizinle online dünyada temas kuran kişileri kayıt altına almayı mı istiyorsunuz?
- Kurumunuz, değerli veritabanlarını, izinli pazarlama etik kodu çerçevesinde, çeşitli pazarlama iletişimi çalışmalarında doğru biçimde kullanabilme yeteneğine sahip mi?
- Böyle bir proje için hem prodüksiyon, hem online medya satın alma hem de muhtemel ek hosting & bant genişliği maliyetleri için yeterli bütçeniz var mı?
Diyelim ki hepsine “evet” dediniz ve bu konuda harekete geçtiniz. Fakat hiç bir zaman akıldan çıkmaması gereken şu kontrol listesini göz önünde bulundurmakta fayda var. İşte bir online kampanyanın merkezinde yer alabilecek özelliklere sahip bir advergame’in sahip olması gereken özellikler:
- Görsel anlamda çekici ve beğeni uyandırıcı olmalı
- Kurgusu ne çok zor ne de çok basit olmalı
- Eğlendirmeli
- Uzun sürmemeli
- İletişimi yapılması istenen ürün veya hizmetlerle ilgili deneyim yaşatmalı ve bilgilendirmeli
- Bir üst maddedeki görevi yerine getirirken sıkıcı olmamalı, bunun için yaratıcı yöntemler kullanmalı
- Tüm yönleriyle düşünülmüş bir online kampanyanın merkezinde yer almalı ve online reklamlarla geniş kitlelere duyurulmalı
- İyi tasarlanmış bir veritabanı mimarisine bağlanmış olmalı
- Hedef kitlenizi kendine çekecek ödüllere bağlanmalı
- Güven unsurunu pekiştirmek için ödüllendirme mekanizmalarında ya Milli Piyango İdaresi izni olmalı ya da katılan herkesin faydalanabileceği bir promosyon / ödüllendirme mekanizması olmalı
Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:
Sakın...
- Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın
- Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin
- Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin
- Hiç bir süreci fazla uzatmayın
- Kendinizi tekrarlamayın
- Advergame aracının “siteye basit bir oyun koyup buna bir ödül bağlamaktan” ibaret olmadığını aklınızdan çıkarmayın
- Katılımcılarınızdan elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin
Kaydol:
Yorumlar (Atom)